Ne parmak kaldıracan ki”
Rüzgârın uğultusundan duyulmaz diyerek, yaklaşmadan
uzak mesafeden biraz bağırarak:
“Selamünaleyküm!”
— Su yok su..!
:)
— Su yok su..! Burda su yok diyorum.
— Neden suyun yok!? Çayını içmeye geldim amaa…
— Aha burda su yok, su yok diyorum.
Derken diğer bir taraftan da ne demek istediğini iyice anlatabilmek için; toprağın üzerinde dövünürcesine ayak topuğu ile sertçe kurumuş toprağa vururken kelimesini destekliyordu adeta. Toprağın üstünde tepinmesi; su olsa bu topuk vuruşu ile su fışkırır çıkardı :)
“Aha işte su yok, su..!”
Bizimki bir tebessüm eder :)
“Ne anlayışsızım yaw,” der kendi kendine.
“Öküz müyüm ne?”
“Hele şuna bir ders vereyim de…
Çobanın suyu olmaz olur muymuş yaw?
Kurdu var, kuşu var, uçanı var, kaçanı var, misafiri var; çobanın suyu biter miymiş? :)”
— Haklısın, haklısın da bitti işte.
— Ee buyur, oturalım hele deyşté (düzlük alan).
— Kömsürlü Cafer ne ediyooo, hasmı eyimi…??
:) Hönggg…!
— Ne diyon la!? O kim ya emmi?
Gözün kaymağını yiyem, sorduğun kişiyi bilmiyem, seni bile…