Doğanın gizemini çözmek gibiydi itilmiş kenar mahallelerde, yıkılmış, çatısı çarpık evlerde büyüyen çocukların zihinlerinde gezinmek. Kimisi 10 yaşına geldiğinde karnı zil çaldığı için annesinin pişirdiği yemeği beklemeden dolaptaki ucuz abur cuburlara saldırdı. Yemeğin pişmesini bekleyemediği için annesinden terlikle dayak yedi. Kimisi okulda parmak kaldırmasına rağmen öğretmeni tarafından söz hakkı verilmemiş, düşündüklerini başkalarına söylediğinde fikirlerinin yanlış olduğu söylenmişti. Bu yanlışlık öyle bir söylenmişti ki bu çocuklara ...
Sanki dünyanın en kötü eylemini gerçekleştirmiş en büyük kabahatını işlemiş gibi yüzlerine vurularak söylendi fikirlerinin yanlış olduğu.
Onlar kendilerini duyurmaya çalışmış lakin onları dinleyen dingin kulaklar, akıllı beyinler bulamamış insanlar topluluğuydu. Onlar kulaklarına çalınan dandini dastana ile uyutulurken, dandini dastana ne diye sorduklarında cevabı duymadan uyuyakalanlardı.
Vakti zamanında herkesin hayatında tanık olduğu günümüzde de yaşanmakta olan bir toplum gerçeği var ki hepimizin şahit olduğu kültürleme sürecini bizlere gösteriyor.
Toplumdan ne kadar ki yalıtılmış yaşayamıyorsak kendi birey olma duruşumuzdan o kadar mı taviz vermekteyiz?
Özgün fikirlere sahip olmak için kendi çerçevemizden çıkmadan düşüncelerimizi hayata geçirme yolunda başarılı olmuş insanlar olarak dandini dastanayı bilmemek bizim yaşamlarımıza ne ölçüde perde çekti?
Arıyorum ararken Altay Sayan Dağları’nın güneyi, Tanrı Dağları’nın batısı, Hazar Denizi’nin doğusunu buluyorum. Karşıma bir söylemciler çıkıyor diyorlar ki sadece Eski Türkçe konuşalım. Özümüz bizim bu. Bizler buralara ait toplumuz. Tengri teg tengride bolmış Türük Bilge Kağan’ın torunlarıyız. Dilimiz, kültürümüz, geçmişimiz, kendi bütünlüğümüzü kaybetmeyelim.
Arayışım