Benim davranış tarzımı Siyah dünya dikte ettirmiyor. Derimin siyah rengi birtakım spesifik değerlerin garantisi değil. Kant'ın soluk almasına izin veren yıldızlı gökyüzü nicedir bize de sırlarını vermekten geri durmuyor. Ve egemen ahlâk yasalarının da kendi değerlerinden pek emin olmadıklarını biliyoruz.
Bir insan olarak, çok az sayıda da olsa bazı gerçeklerin parlak ve soylu ışığını dünyaya düşürebilmek için kendimi hiçe saymak yahut yok olmak imkânını bile kullanabileceğimi rahatlıkla düşünebiliyorum.
Sartre, geçmişin yanlış bir açıdan bakıldığında niceliksel ve kitlesel bir varlığı kucakladığını, ama sağlıklı bir bakışla yeniden biçimlendirildiği takdirde bireyin gerçek bireyligi hakkında işe yararlı bilgiler verdiğini göstermiştir. Bu ikinci mahiyetiyle geçmiş, değere dönüşmüş geçmiş durumundadır. O halde ben de geçmişimi yeniden ele alarak, birbirini izleyen seçimlerle ondan hem işe yarar değerler türetebilir hem de onu mahkûm edebilirim.
Beyaz'a benzemek, onun gibi olmak istiyor Siyah insan. Bir tek yol, bir tek kader var Siyah insanın önünde: Beyaz olmak.
Siyah insan uzunca bir zamandan beri Beyaz'ın tartışılmaz üstünlüğünü kabul etmiş durumda, böyle olduğu için de bütün gayretiyle Beyaz insanın değerler örgüsüyle yoğrulmuş bir varoluş hamlesi gerçekleştirmek eğiliminde.
Bu noktada hemen şunu soruyorum kendime: On yedinci yüzyıl Zencisinin öcünü almaktan başka yapacak işim yok mu benim?
Şu kendini yok etmeye çalışan dünyada tek görevim Siyah gerçeği vazetmek mi olacak?
Kendimi insanları yüzlerinin rengine göre değerlendiren görüşü haklılaştıracak bir tutumla sınırlandırmam doğru olur mu?
Derisi renkli bir insan olarak, kendi ırkımın başka bir ırka göre hangi bakımdan yüksek ya da alçak olduğunu bulup çıkarmaya hakkım yok benim.
Derisi renkli bir insan
Sayfa 256 - 261 - Bölüm 8 - Sonsöz Yerine - Versus Kitap Yayınları