Balzac'ın Bilinmeyen Şaheser'ini Columbia Üniversitesi'nde 2008-2010 yıllan arasında Prof. Andreas Huyssen ile birlikte verdiğim bir seminerde üç yıl öğrencilerimle tartıştım. Yirmi küsur öğrencinin katıldığı seminerler Balzac ya da Fransız edebiyatı hakkında değil, resim sanatı ile edebiyat veya yazı ile resmin ilişkisi ve bu ilişkinin tarihi hakkındaydı. Öğrenciler arasında dersin adı "Kelimeler ve Resimler" idi, çünkü derslerde çoğu zaman bazı resimlere bakar ve bazı metinleri okurduk. Bir sömestr boyunca Platon'un Mağarası'ndan Borges'in "Düello"suna, Baudelaire'in Delacroix hakkında yazdıklarından Lessing'in "Laocoön"una, Goethe'nin Leonardo da Vinci'nin Son Yemek tablosu hakkında yazdığı metinden Heidegger'in yazılarına pek çok metin okurduk. Balzac'ın hikayesi roman sanatının kurucu ustalarından bi­rinin resim ile ifade konusunda akıl yürütmesi ve okuyucunun görmediği bazı resimleri kelimelerle tasvir etmesi bakımlarından seminerimize uygundu. Ama her sömestr sıra Bilinmeyen Şaheser'i tartışacağımız haftaya gelince ve hikayeyi yeniden okurken tuhaf bir huzursuzluk kaplardı içimi. Bu yazı bu huzursuzluğu ifade etmek ve anlamak için kişisel bir deneme.
Sayfa 124 - YKY yayınları 2026
Anı-Mektup-Günlük-Edebiyat
Bu kitaba öleceğim.
Onu öldürmek isteyen ise karanlığa mahkum ve zincirlerine aşık olmuş, haz ve entrikadan başka bir şey bilmeyen, güç ve iktidar için her şeyi araçsallaştıran ve aklı veer’i anlamsız hale getiren Yunan güruhudur.
Sayfa 181·Kitabı okuyor
Felsefe ve Düşünce
Reklam
Sokrates’in ölümü Eflatun’u derinden sarsmıştı. Sokrates gibi çağın en bilge, derin ,iyi güzel, nazik ve zararsız insanını ölüme mahkum eden bir toplumun bilgi, bilim, düşünce, adalet, eşitlik ve hakkaniyet üretmesi mümkün değildir.
Sayfa 181·Kitabı okuyor
Felsefe ve Düşünce
Önümüze konan ve sonsuzmuş gibi görünen tercihler aklımızla, duygularımızla ve hazlarımızla oynanan bir oyundan ibaret olabilir.
Sayfa 179·Kitabı okuyor
Gönül diliyle konuşanlar birlikte susmanın kıymetini bilirler.
Sayfa 36
Üniversite, mesleki deformasyonun en yoğun yaşandığı kurumların başında gelir. Hakikat yolculuğunda insanlara kılavuzluk etmesi gereken prof'lar, akademizm tuzağına düşmüş ve bilimsel jargonu hakikatin yerine ikame etmiştir. Hakkın ve hakikatin, aklın ve erdemin hizmetkârı olması gereken hocalar okulların, fakültelerin, bölümlerin ve sınıfların yarı-tanrısal küçük efendileri olmak için ilmi, fikri ve fikir çilesini bir kenara koymuştur. Varlıklı ve hakikati nefsaniyet terazisinde ölçenler gerçek düşüncenin ufkunu kendi dar ve sığ bakış açısına indirmiş ve “Benim üstümde hiçbir şey yok. Varsa da gerçek değil, olamaz...” demeye başlamıştır. Her dersini ilk dersiymiş gibi aşk ve heyecanla ve son dersiymiş gibi büyük bir mesuliyet duygusuyla veren kaç tane hoca var etrafımızda? Elimizden tutup bizi bir ilim, fikir, hikmet, edep, erdem, tahayyül ve tecessüs yolculuğuna çıkaran hoca sayısı neden yok denecek kadar az?
Sayfa 33
Reklam
Reklam