Ağustos 2020 yılında başlayıp bitiremediğim “Ateşteki Güve” kitabına yılın son ayında bir şans vermek istedim. Kitaplığımı düzenlerken elime geçen kitabı hangi ruh haliyle yarım bıraktığımı anlayamadım. Capote’un yeni yetmelik çağında yazdığı 14 öyküden oluşan bu eser, bir yazarın yolun başındayken bile ne kadar hassas ve derin bir gözlem gücüne sahip olduğunu gösterir nitelikte. Evet kusursuz bir eser değil ama bir ilk eser için özellikle de 16-20 yaşlarında yazıldığı düşünülünce onda nasıl bir cevherin olduğunu anlıyor insan. Büyük çatışmalar ya da gerilim yok öykülerde. Daha çok insanlık hallerine, gündelik yaşama ışık tutuyor Capote. Siyahilerin ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü zamanlardan, 4’te 1 siyahi olmanın bile okuldan atılmaya gerekçe olduğu dönemden sesleniyor bize. Yılan sokan bir çocuğa yapılan ilk müdahaleyi, farklı hayatlarda mücadele ederken aynı kazaya kurban giden insanları, 10 dolarının peşine düşen bir çocuğu, ölmediği için sevinen yaşlı bir teyzenin kabuslarını, küçük bir çocuğun köpek isteğini, kleptoman bir genç kızın kendine karşı koyamayışını, bir kaçağın yerini bildirerek ödül alacaklarını düşünen çocukların öyküsünü ve şu aklıma gelmeyen bir kaç öyküyü daha gayet güzel anlatmış. Bu ilk öykülerini okuduktan sonra “Tiffany’de Kahvaltı” kitabıyla gönlümde taht kuran Capote’un diğer eserlerini de okumam gerektiğine kanaat getirdim.
Yaşamının sonlarına doğru yazmayı bırakan, çokları tarafından vefasız olarak görülen, yazma tutkusuyla en yakınlarındakilerin sırlarını ifşa etmekten çekinmeyen ve alkolik olan Capote’a saygıyla…