Knut Hamsun’un Açlık kitabı gerçekten insanın içine dokunan, psikolojik olarak da epey sarsıcı bir roman. Okurken sürekli o yazarın açlıkla, yoksullukla, çaresizlikle mücadelesini hissettim. Hani bazı kitaplar vardır ya, olaylardan çok karakterin iç dünyası seni içine çeker… işte Açlık tam olarak öyle bir kitap.
Romanın baş karakteri isimsiz bir adam, aslında bir yazar olmaya çalışıyor ama parasızlık yüzünden sürekli sürünüyor. Açlık çektikçe hem fiziksel hem de ruhsal olarak çöküyor. Bir noktadan sonra neyin gerçek neyin hayal olduğunu bile anlamaz hale geliyor. Okurken onunla birlikte ben de midemde bir boşluk hissettim resmen, o kadar iyi anlatmış Hamsun.
Kitapta en çok ilgimi çeken şey, karakterin gururu oldu. Aç olmasına rağmen, kimseden yardım istemiyor. Sanki açlıktan ölecek ama yine de “ben iyiyim” havasında. O kadar çaresizken bile kendi onuruna tutunması çok etkileyiciydi. Ama bir yandan da bu gururu yüzünden daha da dibe batıyor.
Hamsun’un dili çok sade ama aynı zamanda çok güçlü. Betimlemeleri o kadar gerçekçi ki, Oslo sokaklarını (o zamanlar Christiania diye geçiyor) gözümde canlandırabiliyordum. Hava soğuk, adam aç, cebinde beş kuruş yok… ama yine de bir şekilde yaşamaya devam ediyor.
Kitap bittiğinde içimde garip bir his kaldı. Ne tam acıdı içim, ne de “vay be” dedim. Daha çok sessiz bir sarsılma gibi. Açlık, insana sadece yemek bulamamanın değil, toplumdan dışlanmanın, görülmemenin ve yalnızlığın da ne kadar yıkıcı olabileceğini gösteriyor.