Yazarların, bir veda mektubu niteliğindeki son kitapları bende ayrı bir ilgi uyandırır. Çünkü merak ederim; kaleme aldıklarında bunun bir son olduklarını biliyorlar mıydı, yoksa yazdıkça kendi sonlarına mı sürüklendiler?
Yani rüzgar her şeyi alıp götürmeyecek, acaba ve keşkelerden oluşan devasa bir iç döküş. Belki yazdıkça içindekileri alıp götüreceğini umut etti yazar, belki de özel hayatında hiç bahsetmediği çocukluğunun günahını çıkardı hayata veda etmeden önce. Özellikle kitabın sonunda arka planda kaybolup gitmesi -öylece, kimse fark etmeden- intiharı ile birleşince yürek burkan bir farkındalık oluşturuyor.
Ben sevdim ama yazarın bu kitabı sevelim diye yazdığını hiç sanmıyorum. Bence bu sadece kendiyle, kendi iç hesaplaşmasıyla alakalıydı. Kesinlikle diğer kitaplarını da okuyacağım. Herkes okumalı.
O günlerde insanlar kendi hayal güçlerini yaratırlardı, evde yemek pişirmek gibi. Şimdi düşlerimiz restoran zincirleriyle sıralanmış Amerika'daki herhangi bir sokak sadece...