Kendime bir söz vermiştim bu kitabı bitirince bir inceleme gireceğime dair.. o nedenle bunu yazmak zorundaydım.
Ne okuduğumu asla bilemeyeceğim.
Garip, savrulmak. Ama her okuyuş sanırım bir şeylerin içine itilmek ve her tür rüzgara, manzaraya kendini gönüllüce maruz bırakmak demek.
Orlando aslinda bir biyografi. Ve biz tarihin içine salınıyoruz .. tıpkı kağıt bir geminin suya itilişi gibi. Zamanının ötesinde bi yazım bu. Yüzyılları deviren, bizi zamandan mekandan, kişilerden, cinsiyetten yalıtan bir öyküye itiliyoruz. Virginia Woolf, tarihsel bir karakteri anlatıyor bize. Ve bizler okur olarak her şeye tanıklık ediyoruz Orlando ile. Yüzyılların geçişine, insanların burnu havadalıklarına, aşka, doğaya ve şiire dair ceşitli duygularla tıpkı bir kovanın suyla dolup dolup taşması gibi pek çok deneyimin içinden geçiyoruz. Bu çok eşsiz. Ama bir o kadar da karmaşık ve okuması zor. Tanıklık etmek kesinlikle zordu benim için. Çünkü nerede kimle beraber olduğumu asla anlayamadım. Orlando kimdi, tarihin hangi dönemine aitti, doğaya aşıktı ama yazamıyordu; bi şairdi ama şiirlerini asla açamıyordu, kendini çok seviyordu ama kendini aynı zamanda asla bulamıyordu. Neredeydi o? Bir an dev bir ağacın köklerine yatmış kargalara bakıyordu, bir an çocuğu için alışveriş yapıyordu. Kimdi o? Bir an erkekti, terk edilmişti ve aşkı beynini yakıyordu; bir an kadındı, giyimin hayatı ne kadar etkileyen bir şey olduğuna dair atıp tutuyordu. Bir an şiirlerini yakıyordu, bir an şiirlerini cesaretle okuyordu. Bir an çingeneler gibi gösterişsiz bir hayatı yeğlerken bir an gösterişin ve şatafatın en üst seviyesinde evinde davetler verip sosyetede boy gösteriyordu.
Kendini bulmak için andan ana, mekandan mekana nasıl gectiğini ne şekilde anlatabilirim ki onun? O bile kendine seslendiğinde, hangi