Sosyoloji öğrencisi olarak, kendisinde üç ünite ayrılmış bu filozofun eserini okumamak, çalışkan bir öğrenci olarak bana yakışmayacağı için bu eserini okudum.
Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler’de toplumsal ve tarihsel olaylarda Tanrısal müdahale fikrini bir kenara bırakarak genel toplumsal kanunların varlığına vurgu yapmıştır. Montesquieu, Roma İmparatorluğu’nun yükseliş, çözülüş ve çöküş nedenlerini açıklamaya yönelmiştir. Tanrısal müdahaleyi saf dışı bırakarak, Romalıların çöküş nedenlerini sosyal ve siyasal nedenlerle açıklar. Bir dizi ikincil nedenden de söz eden Montesquieu’ye göre, çöküşün başlıca nedeni, merkeziyetçi siyasettir. Romalılar, eyaletlerin gücünü yok ederek, büyük bir imparatorluğun yönetim yerini tek bir merkezde toplamışlar ve kendi yok oluşlarını hazırlamışlardır. Tanrı’yı tarihsel süreçten uzaklaştırmakla kalmamış, bireyin bu süreçteki rolünün cüzi olduğuna da dikkat çekmişti: Birey, “genel hareket”in sadece bir aracıydı. Ona göre, Romalı devlet adamları (Sezar ve Pompeus), İmparatorluğu çöküşe sürükleyen kararları almamış olsalardı ve onların yerinde başka yöneticiler olsaydı bile genel gidişat içinde Roma İmparatorluğu yıkılmaktan kurtulamayacaktı. Montesquieu’ye göre Roma, yükselişini önce kralların kişisel değerlerine sonra da imparatorluğun ve cumhuriyetin erdemlerine (disiplin, kanunlara saygı, yurdunu sevme, eşitlik duygusu, senatonun ölçülü davranması ve sözünü geçirmeyi bilmesine) borçludur. Çöküşü de imparatorluğun gelişigüzel bir şekilde büyümesinin, uzak ülkelerde yapılan savaşların, imparatorluğun savunmasında barbarlara güvenilmesinin ve törenlerin bozulmasının bir sonucudur.
Devletlerin çöküşü / yıkılması doğal bir döngü değil mi? Canlıların doğup, büyüyüp, ölmesi gibi; insanların oluşturduğu