Kitabın ilk sayfalarında bir trajedi ile karşılaşmışken daha küçük, çocuk hali ile Kuyucaklı Yusuf'un o duygularını içine sıkıştırıvermiş hali sizi hayrete düşürüyor. Sonrasında hep bir yabani kalmışlık, dönemin haleti ruhiyesini çok iyi tasvir eden anlatım bir dönemi, bir kasabayı, bir aile portresi çok güzel izah ediyor ve siz bir müddet bu tabloyu seyrederken işler sarpasarıveriyor. Biyografiler ve karakterler çok güzel tanıtılıyor. Birilerine üzülürken yakınırken, nasıl bu kadarı da olabiliyor diye o zamanın Türkiye'sini anlamaya çalışırken Yusuf'un bu olaylar karşısında bir şeylere karşı çıkmayışı, konuşmayışı, içine atışı sizi sinir ediyor. Hızla ve aniden yaptığı hareketlerle, işte bu! dediğiniz yerde roman sizi yine bambaşka girdapların içine çekiyor. Soluksuz ilerleyen olay örgüsü ve edebiyatın güzelliği sizi kitaptan koparmıyor. Ancak sonunda Yusuf'un birikmişlikleri, hataları, anlamayışları ona bedelini çok ağır ödetiyor. Burda hayat gailesinin zorluğu da Muazzez'in saflığı da bence bahane değil. Onları da Yusuf'u bu manada suçlu buluyorsunuz okurken.
Akıcı ve seveceğeniz bir roman olacaktır. Kürk Mantolu Madonna'dan sonra hızla okuduğum bir Sabahattin Ali eseri oldu.
Keyifli okumalar. Fikirlerinizi yazabilirsiniz