“Türkler, İslamiyet’ten önce kendilerine özgü bir devlet ve yönetim geleneğine ve bunu çevreleyen bir kamu hukukuna sahiplerdi. Buna karşılık İslamiyet, kamu hukuku alanında fazla bir hüküm getirmemiş, Kur’an ve hadiste adalet ve istişare gibi temel esaslar dışında devlet yönetimi, idare esasları ve müesseseleri hakkında muamelata dair tafsilat verilmemişti”
Orhun Abidelerinde Çin ülkesi ya da kültürü özelinde ifade edilen Türk milleti, güneye Çugay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, mutlaka öleceksin. Oralara gidersen, mutlaka öleceksin. Ötüken topraklarında yaşayıp sağa-sola kervanlar gönderirsen hiç sıkıntıya düşmeyeceksin. Ötüken dağlarında/ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın." sözlerinin, çeşitli Türk topluluklarının din-kültür değişimi konusunda yasadıkları olumsuz tecrübelere işaret ettiği düşünülebilir.
Üstelik Türk devletleri gerek Türk tebaanın gerekse hakimiyetleri altında bulunan diğer toplumların dini tercih ve yaşamlarına yönelik herhangi bir baskı veya yönlendirme politikası uygulamıyorlardı. Gerçekten de Türkler, siyasi ve askeri faaliyetlerinde herhangi bir din veya inancı, mesela "milli din" Göktanrı inancını yaymak gibi bir amaç gütmemişler, hakimiyetleri altında bulunan topluluklar üzerinde inanç temelli bir idare kurmamışlardı.