İnsanın susuzluktan ve soğuktan öldüğü o kibirli, çorak sıradağlarda gezinmek istiyorum, “dünyevi” geçmişte; ne insan ne hayvan ne de bitki, mutlak zaman ve mekan sadece; şeylerin zamanla bağlantısız, ayrık, uyumsuz olduğu, insanın anlamsız sözcüklerden oluşmuş bir dille yalnızlıktan çıldırdığı bir yerde.
Kutsal şişeyi dudaklarına götüren adam, pazar yerinde diz çöken suçlu, bütün cesetlerin koktuğunu öğrenen saf kişi, elinde yıldırımla dans eden kaçık, dünyanın üzerine işemek için cüppesini kaldıran keşiş, sözü bulmak için bütün kütüphaneleri yağmalayan fanatik— bütün bunlar erimiş içimde; beni, karmaşamı, esrimemi oluşturuyorlar.
Hep ötede olana, ulaşılmaz olan Tanrı'ya doğru uzanıyorlar; bağırsaklarını kemiren canavarı susturmak için kılıçtan geçiriyorlar her şeyi. Kavrama çabasıyla, ulaşılmaza ulaşma çabasıyla saçlarını yolduklarında görüyorum bunu; çıldırmış canavarlar gibi böğürüp her şeyi parçaladıklarında görüyorum ki haklılar, yok başka izlenecek yol.
Bilgili anne babalar, çocuklarının “hayır”ına direnmeyecek, incinmeyecek veya buna kızmayacaklar, çocuklarının “hayır”ının “evet”i kadar iyi olduğunu hissetmesine yardım edeceklerdir. Hayır diyen bir çocuktan duygusal olarak uzaklaşmayacak, onunla bağlarını sürdüreceklerdir
Bağlanmak çocuk için bir başlangıçtır. Çocuklar ilk ilişkileriyle kendilerini güvende ve yuvalarında hissetmeyi öğrendikçe, sınır gelişimine bağlı olarak ortaya çıkacak çelişkilere ve ayrılıklara karşı dayanıklı ve sağlam temeller inşa etmeye başlarlar.
Kendi kendinize ne kadar konuşsanız, okusanız ve çalışsanız da, bunları destekleyecek ilişkileriniz olmadan sınırlar belirleyemez ve onları geliştiremezsiniz.