Dilimizi tutamadığımızda veya sınırlarımızı belirleyemediğimizde, sorumluluğu biz değil kelimelerimiz üstlenir. Ancak bizler hâlâ o kelimelerin sorumluluğunu taşırız. Kelimelerimiz bizim dışımızdaki bir yerden gelmez, onlar kalplerimizin ve beyinlerimizin ürünüdür.
Sadece kendinizi değiştirme gücüne sahipsiniz. Başkalarını değiştiremezsiniz. Kendinizi sorun olarak görmeniz gerekir, bir başkasını değil. Bir başkasını çözülmesi gereken sorun olarak görürseniz, o kişiye kendiniz ve sağlığınız üzerinde güç vermiş olursunuz. Kendiniz dışında kimseyi değiştiremeyeceğiniz için, kontrolü elinizden kaybetmiş olursunuz. Burada asıl sorun, problem yaratan kişiyle nasıl bir ilişki kurduğunuzdur. Acı çeken sizsiniz ve bunu onarma gücü yalnızca sizdedir.
İyilik etmek ve ödün vermek, medeni hayatın bir parçasıdır, her şeyi hoş karşılamak ise değildir. Aradaki farkı, verdiklerinizin diğer kişinin daha iyi mi, yoksa kötü mü davranışlarda bulunmasına neden olduğuna bakarak anlayabilirsiniz.
Sevdiğin birisini kaybettiğini düşünmek gerçekten çok kötü bir duygu.
Ölüm dışında gerçekleşen kayıpların nasıl bir his olduğunu şu cümle kadar iyi ifade edene rastlamadım:
Ayrılık ölümden beter.
Var ama yok.
Orada duruyor işte, senin dışında akıyor her şey ama yok aslında.
Onunlasın ama onunla değilsin.
Derler ya ölse mezarına gidip sarılır, ağlarsın, elinden hiçbir şey gelmez. Ama nefes alıyor, gülüyor, konuşuyor, seninle yaptığı her şeyi yapıyor ama senin varlığın yok, sen bihabersin. Sen bi’ çaresin. Annen, baban, kardeşin, sevgilin, arkadaşın; ölüm değilse ayıran ayrılık seni içine çeken ateş haline gelir.