Şeytanla Anlaşma #okudumbitti
Bende tam anlamıyla “bir sayfa daha” etkisi yarattı. Uzun zamandır tarihi aşk okumamıştım; bu kitap resmen türün özlediğim bütün tadını geri getirdi. Hem romantizmi var, hem merakı diri tutan bir gizem hattı var, hem de dönemin sosyal baskılarını (özellikle kadınların “doğru davranmak” zorunda bırakıldığı o görünmez kafesi) hissettirebiliyor.
Hikâyenin en sevdiğim tarafı zıtlıklar klişe bir şekilde değil, karakterlerin geçmişi ve seçimleri üzerinden çatır çatır çalışıyor. Olivia tam bir “kuralların içinde hayatta kalmayı öğrenmiş” kadın. Dışarıdan soğukkanlı ve mesafeli görünse de, satır aralarında onun aslında ne kadar yalnız ve yük altında olduğunu çok net hissediyorsunuz. Bir yanda da Jack var: toplumun “şeytan” diye yaftaladığı, ama kendi düzenini kurmuş, hayatta kalmayı bilen, keskin zekâlı ve fazlasıyla karizmatik biri.
Vasiyet meselesiyle aynı eve mecburen giren iki insanın dinamiği çok iyi kurulmuş. Çünkü bu sadece “birlikte yaşamak zorunda kaldılar” romantizmi değil; aynı zamanda güven, kontrol, sınır, güç dengesi gibi şeylerin de sürekli el değiştirdiği bir oyun. Jack’in Olivia’nın duvarlarına çarpa çarpa ilerleyişi, Olivia’nın “ben bu adama kapılmam” diye kendini ikna etmeye çalışırken aslında her sahnede biraz daha çözülmesi… gerçekten keyifli. Ve evet, atışmaları çok tatlı; ama bence asıl güzel olan, bu atışmaların zamanla birbirini görmeye dönüşmesi.
Bir de Henry… Çocuk karakterler bazen romanlarda “süs” gibi kalabiliyor ama burada hikâyenin kalbine çok yakışmış. Henry’nin varlığı, Olivia’nın anneliğini ve Jack’in gerçek yüzünü daha görünür yapıyor. Jack’in sert kabuğunun altından çıkan o korumacı tarafı görmek, romantizme ayrı bir derinlik katmış.
Yazarla ilk tanışmam bu kitapla oldu ve şunu net söyleyebilirim: kalemi