Prometheus, Titan soyundan gelen bir tanrıdır. Zeus, insanları yarattıktan sonra onları zayıf ve aciz bırakmak istemiş, ateşi (bilgi ve medeniyetin sembolü) onlardan esirgemiştir. Ancak Prometheus, insanların bu soğuk ve karanlık dünyada acı çekmesine razı olmamıştır. Prometheus, Zeus'un tüm yasaklarına meydan okuyarak Olimpos Dağı'na gizlice çıkar ve Hephaistos'un atölyesinden veya Güneş tanrısının arabasından ateşi çalar. Bu ateşi içi boş bir rezene sapına gizleyerek yeryüzüne getirir ve insanlara verir. Zeus, bu itaatsizliğe çok öfkelenir. Prometheus'u Kafkas Dağları'nda bir kayaya zincirletir. Zeus, bir kartalı her gün Prometheus'un karaciğerini yemesi için gönderir. Prometheus ölümsüz olduğu için, karaciğeri her gece yeniden oluşur ve işkence ertesi gün tekrar başlar. Prometheus, acıya rağmen Zeus'tan özür dilemez, ateşin insanların hakkı olduğunu savunmaya devam eder. Bu, tanrısal otoriteye karşı en büyük mitolojik direnç sembollerinden biridir.
Güzelliğin ve cazibenin adı AFRODİT
Denizin en derin yerinde, köpüğün henüz dile gelmediği bir anda doğdu o: Afrodit. Bir dalganın kırılışıyla değil, bir varoluşun fısıltısıyla yükseldi suyun yüzüne. Tuzun, ışığın ve arzunun birleştiği o an, dünya ilk kez güzelliğin ne demek olduğunu öğrendi. Afrodit, yalnızca güzel değildi; güzelliğin kendisiydi. Onu görmek, bir yüzü değil, bir duyguyu görmeye benzerdi. Gözleri, denizin sabah vakti aldığı o duru rengi taşır; bakışı, en katı kalpleri bile yumuşatacak bir sıcaklık yayardı. Saçları rüzgârla değil, rüzgâr onunla hareket ederdi sanki. Adım attığı yerde çiçekler açar, geçtiği yollar kokularla hatırlanırdı. Ama Afrodit’in varlığı, sadece hayranlık değil, sarsıntı da yaratırdı. Çünkü o, aşkın tanrıçasıydı; ve aşk, her zaman huzur getirmezdi. Onun dokunduğu kalpler bazen coşkuyla yanar, bazen de özlemle tükenirdi. Eros onun gölgesinde büyüyen bir güçtü; oklarını rastgele değil, kaderin görünmez haritasına göre atardı. Afrodit’in gülüşü bir başlangıçsa, Eros’un oku çoğu zaman bir sınavdı. Tanrılar bile ondan kaçamazdı. Ares, savaşın ortasında bile onun adını anarken yumuşardı; Hephaistos, demirin sertliğini işlerken kalbindeki kırılganlığı saklayamazdı. Çünkü Afrodit’in gücü, hükmetmekten değil, var olmaktan gelirdi. O, kimseyi zorlamazdı; ama herkes onun etrafında dönmeye mecbur kalırdı. Onun hikâyesi, sadece güzelliğin değil, arzunun, kıskançlığın ve kırılganlığın hikâyesidir. Afrodit, bir kalbi bir anda cennete çıkarabilir, aynı hızla onu derin bir yalnızlığa bırakabilirdi. Bu yüzden o, hem en çok arzulanan hem de en çok korkulan tanrıçaydı. Ve belki de en çok bu yüzden, Afrodit’i anlamak kolay değildir. Çünkü o, tek bir yüz taşımaz. Bazen bir gülüşte saklıdır, bazen bir ayrılıkta. Bazen bir dokunuşta başlar, bazen bir bakışta sona erer. Ama her hâlinde, bir
Reklam
Gökten Düşen Tanrı
Gökyüzünden düşen tanrı veya kutsal varlık motifi, mitolojilerde genellikle düşüş, ceza, yeryüzüne inme veya göksel bir gücün yeryüzünde tecelli etmesi (meteorik bağlantılar) temalarını işler. Bu kapsamda, kanatları eriyen İkarus'un düşüşü, Hitit mitolojisinde tapınağa düşen Kaşku (Ay Tanrısı) veya Zeus'un yıldırımları gibi gökyüzüyle ilişkili olaylar ön plana çıkar. İkarus'un Düşüşü: Balmumu kanatlarının güneşe fazla yaklaşmasıyla parçalanması sonucu gökten denize düşen İkarus, kibir (hubris) ve tanrısal sınırlara yaklaşmanın cezası olarak kabul edilir. Kaşku (Ay Tanrısı): Hitit mitolojisinde yer alan bu inanışta, gökten Kilammar tapınağının üzerine düşen bir Ay Tanrısı'ndan bahsedilir, bu durum göksel bir varlığın yeryüzüne düşüşünü simgeler. Meteorlar ve Tanrılar: Antik çağda gökten düşen göktaşları (meteorlar), tanrısal bir mesaj veya kutsal objeler (örneğin Apollon ile ilişkili meteoritler) olarak görülmüştür. Zeus ve Yıldırım: Yunan mitolojisinde Zeus, gökyüzünün hakimi olarak yıldırımları (ki bu şimşekler Hephaistos tarafından yapılır) yeryüzüne göndererek otoritesini ve öfkesini temsil eder; bu aslında "gökten inen" cezalandırıcı güçtür. Bu kavramlar, tanrısal düzenin yeryüzüyle temasını, genellikle dramatik veya cezalandırıcı bir şekilde anlatır.
1000Kitap
horoz ötüşüyle uyanmak
Yunan mitolojisinde her şeyin bir sebebi olduğu gibi, sabahları gün doğumunda öten horozunda aslında bir hikayesi vardır. güzellik tanrıçası olduğunu bildiğimiz afrodit, çirkinliği ile nam salmış, tanrılar arasında da en çirkin olarak bilinen ve topal olan ama işinde ise çok çok iyi olan hephaistos ile evlidir. hephaistos demircilik,ateş ve sanayi tanrısı olarak bilinir. işinde çok iyidir. topal olmasının nedeni ise bir rivayete göre; zeus ve hera kavga ederlerken, hephaistos hera'nın tarafında olduğu için kızmış ve onu lemnos adasına fırlatmıştır. bu yüzden de topal olduğu bilinir. savaş tanrısı olarak bildiğimiz ares, hephaistos'un etna dağına çalışmaya gittiği zaman afrodit ile aşk yaşamaya başlar. artık bu sürekli hale geldikten, anlatıya göre kalenin * aşağısına bir askerini bırakır ve sabah gün ağırmadan askerin onu uyandırmasını emreder. fakat bir gün asker uyuyakalır ve hephaistos eve geldiğinde ares ve afroditi yakalar. işinde çok iyi olduğu için göz ile görülemeyecek kadar incelikte bir ağ ile bunları yakalar ve oraya bağlar. ardından tüm olimpos tanrılarını çağırarak rencide eder. bu durumda olay tabiki uyuyakalan askere patlar. ares uyuyakalan askeri bir horoza çevirir ve her zaman gün ağırmadan horoz ötmeye başlar. yunan mitolojisine göre her gün doğumunda horoz ötmesinin sebebi budur.
Edebiyat
Bazen insan, kalbinin en güzel yerini yanlış kişiye açar. Herkesi kendi gibi sanmak, içtenliği karşısındakinin de taşıdığını zannetmek büyük bir yanılgı olabilir. Sevgi, saf haliyle çok güçlü bir şeydir ama yanlış elde eriyip gidebilir. Birine sevgini verirken, onun bunu nasıl karşıladığına bakmak gerekir. Sevgi karşılıklı olmasa da emek, saygı ve anlayış her ilişkide olmalı. Fakat bazı insanlar yalnızca sevilmeyi ister, ama sevmeyi bilmez. Onlar için değer görmek doğaldır, ama değer vermek lüks gibidir. Bu yüzden, seni görmezden gelen, hislerini hafife alan, yanında olmayı bir yük gibi gören biri, senin sevgini hak etmiyor. Gerçek sevgi, bir tarafın sürekli veren diğerinin hep alan olduğu bir oyun değildir. Kendini eksilttiğin, sürekli “belki değişir” dediğin noktada artık sevgi değil, bir alışkanlık, bir bağımlılık başlar. Ve insan en çok, kendini sevilmeyen bir yerde ısrar ederken yıpranır. Unutma; sevgini hak etmeyen birine duyduğun his, senin eksikliğin değil, kalbinin fazlalığıdır. Ama o fazlalığı yanlış yerde harcamak, seni senden uzaklaştırır. Birini sevmek güzel şeydir ama bazen gitmek, sevgiyi korumanın en olgun halidir. Çünkü bazı insanlar, seni kaybetmeden kıymetini anlamaz.
''Athena gibi savaş stratejisi, akıl ve bilgelikle ilişkilendirilen bir tanrıçanın koruyucu olarak seçildiğini belirtiyor. Aslında kabartmalarıyla ünlü Athena Tapınağı'nın sütunları bugün eksik. En önemli heykelleri Fransa, Amerika ve İngiltere'deki müzelerde ve İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Peki, kim bu Athena? Ümit, Athena'nın aynı zamanda sanatın, zanaatın de simgesi olduğunu anlatıyor. Ancak biraz daha geriye gitmemiz gerekiyor. Tek tanrılı dinlerin olmadığı o dönemde Pagan kültürünün hakim olduğunu anlatan Ümit, "En başta Titanlar vardı. İlk Titan, Toprak Ana Gaia'ydı ve eşi olan Uranos'u yarattı. Uranos gökyüzünü temsil ediyordu" diyor. Uranos çocuklarından korkuyor ve onları öldürmeye başlıyor. Annesi Gaia'yla anlaşan en küçük erkek çocukları Kronos ise Uranos'u hadım ediyor ve babasının lanetine uğruyor: "Korkuyor ve o da kendi çocuklarını yemeye başlıyor. İlk beş çocuğunu yiyor. Altıncı çocuk ise Zeus". Zeus da babasını alt ediyor ve iktidarını kuruyor, baş tanrı oluyor. Babasının yuttuğu kardeşleri çıkarıyor midesinden. Poseidon, Hades, Hera, Hestia ve Demeter'i... Ancak Zeus da hamile bıraktığı bilgelik tanrıçası Metis'i, çocuğunun kendisini devirmesinden korktuğu için yutuyor. Ardından müthiş bir baş ağrısıyla inlerken, demirci tanrı Hephaistos (Epestais), Zeus'un alnına bir balta indiriyor ve Athena, zırhı, mızrağı ve kalkanıyla babasının kafasından doğuyor. Zeus'un hakimiyetinde 12 tanrı ve tanrıçalardan oluşan bir konsol vardı. Bir tanesi de Zeus'un kızı Athena'ydı. Ümit'in aktardığına göre Athena'nın diğer simgeleri de onu özel kılıyor: Baykuş bilgelik, zeytin ağacı ise barış ve süreklilik anlamına geliyor. "Bugünkü Atina'nın adı verilirken mitolojiye göre 'Poseidon mu yoksa Athena'nın ismi mi verilmeli' tartışması yapılmıştı.
Reklam
Reklam