Gülleri sarı severim; toprağı ıslak, Türküleri yanık, şiirleri hoyrat, Havayı nemsiz, çayı demsiz. Bir seni olduğun gibi, Bir seni her şeye rağmen, Bir seni, hâlâ..." - Ümit Yaşar Oğuzcan
Şiir
Mardin ulu cami ve ilk yaratılış Sev derse yüreğin,direnme boşa Sürme yazık onu,yola yokuşa İstemedin diye,gelmez mi başa Yakalar aşk seni,soluk soluğa. YAKAMOZ ŞİİRLER SEV DİYORSA Irvin David Yalom sevgiden ve yüreğin direnişinden sevgi ile hüküm süren bir beylik kurmuşlardı bu beylik yokuşu düz eder diyarbakırda mardinde urfada eserlerini seyretmeye gelen torunları doğunun en ücra şehirlerinden ayrılırken aşk ile soluk soluğa kalırlardı 1186 yılında Mardin beyi Yavlak arslan Mardin Ulu Camiyi yaptırırken ilk taşı kendi eli ile dikerek Allahın kullarına lütfu ile muamele edici olduğunu söylüyor Mardin halkına ey peygamber izini takip edip onun sünnetine uyanlar iyi bilinki Resulullahın en sevdiği ibadet az ve devamlı olanıdır iyi bir müslüman komşusuna hürmet eder Yavlak arslanın oğlu o gün Mardinde ilk ezanı okuyacaktı ben Resullullah yolunun hizmetkârıyım der gibiydi Mardin halkı o gün gerçek bir ses ile doğruluyor Allahu Ekber sesi her namaz ve ezan vaktinde insanları cihat ve kıyama çağırıyordu yavlak arslan bey ilgazi evladım benden sonra bu insanlara ne ile hükmedeceksin diyince efendi babam onlara gerçek ile yaratılışın özüne çağıran Kerim olan Kuraan hükmedeceğim dedi ve 1186 yılında Allahu Ekber sesi ile insanları ilahi aşkın ilahi soluğuna miracın zirvesi olan namaza çağıran Mardin Ulu Cami yıllara direnen taş işçiliği ile insanların yükünü hafifleştiriyor bizi ilk yaratılışa çağırıyor
Din
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
İnsan değer verdiği önemsediği her anlamda el üstünde tuttuğu birisi tarafından hiçmiş gibi davranılması en kötü duygulardan olsa gerek…
Aşk
Yıkıldı yolunuzu bekleyen her şey , Artık olsanızda bir olmasanız da bir …
"Müttakilere vaad olunan cennetin durumu şudur: -İçinde tadı ve kokusu bozulmayan sudan nehirler, -tadı değişmeyen sütten nehirler, -içenlere lezzet veren şaraptan nehirler ve -süzme baldan nehirler vardır..." Bilinen fiziksel dünyada süt, bal veya şarap gibi yoğun ve organik maddelerin nehirler halinde akması, akışkanlar mekaniğine ve eşyanın tabiatına aykırıdır; çünkü bu maddeler açık ortamda hızla bozulur, pıhtılaşır ve tortu bırakır. Ayette bu nehirlerin "tadı ve kokusu bozulmayan" şeklinde nitelenmesi, bunların bildiğimiz hayvansal veya bitkisel maddeler olmadığını gösterir Muhyiddin İbnü'l-Arabî Hz. bu 4 nehri insan idrakinin ve ruhunun dört temel ihtiyacının fıtri karşılığı olarak yorumlamıştır: -Su Nehri: Mutlak hayatın, saf bilginin ve ilahi fıtratın akışıdır. -Süt Nehri: Ruhun beslenmesini, gelişimini ve ilahi fırattaki çocuksu saflığı temsil eden nurani bir akıştır. -Şarap (Aşk/Vecd) Nehri: Akli prangalardan kurtulmanın, ilahi muhabbetle sarhoş olmanın ve sınırsız neşenin frekansıdır. -Bal Nehri: Şifanın, yüksek idrakin, süzülmüş ve damıtılmış hakikat bilgisinin akışkan halidir. İbnü'l-Arabî Hz, cennet nehirlerinin kaynağının Besmele olduğunu söyler. Ona göre: "Bismillah"ın içindeki harflerin ve kelimelerin manevi pınarlarından bu dört nehir doğar. Nehirler, İlahi isimlerin (Esma-i Hüsna) insanın ruhundaki ve idrakindeki yansımalarından ibarettir. Cennet mekanları, varlıklarını ve canlılıklarını bu nehirlerin taşıdığı ilahi enerjiden alırlar. Nasıl ki kuantum seviyesindeki sicimler ve enerji dalgalanmaları gözle gördüğümüz katı maddenin "altında" yer alıp onu var ediyorsa, cennet nehirleri de cennet aleminin altından akan, onu sürekli besleyen, yenileyen ve her an canlı tutan yaşamsal frekans bantları olabilir. (Ley hatlarını hatırlayalım
bazı hesaplar
Kişi 1 Sen haklıydın, Mavi Çocuk. Ben ne yaptıysam onun beni sevmesi için yaptım. Bir gülüşünü kazanmak için kendimden vazgeçtim, bir bakışını kaybetmemek için bana en çok iyi gelen insanı kaybettim. Seni bile karşıma aldım. Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum; bir insanı sevilmeye ikna etmeye çalışırken, beni zaten seven bir dostun elini bırakmışım. Bana neden yalan söylediğimi sorduğunda cevap verememiştim ya… Şimdi biliyorum. Çünkü ben gerçeği biliyordum ama siz bilmiyordunuz. Ben onun beni sevmediğini hissediyordum ama siz onu beni seviyormuş gibi bilin istedim. Belki de bir yalanın içinde biraz daha yaşayabilmek için, kendi kalbimi kandırmaya devam ettim. İnsan bazen gerçeği inkâr etmiyor; sadece gerçekle yalnız kalmaktan korkuyor. Seni kaybettiğim için içimde hâlâ büyük bir sızı var. Çünkü sen bana dostluğun ne olduğunu, bir insanın gerçekten görülmesinin nasıl bir şey olduğunu öğrettin. Bana kattığın her şey için minnettarım. Umarım hayat, senin kırılgan kalbini benim yaptığım gibi incitmez ve gittiğin her yerde güzellikler seni bulur. Ve şimdi seni suçlamayı da, kendimi affetmeyi de zamana bırakıyorum. Çünkü bazı dostluklar biter ama minnet asla bitmez. Kişi 2 Henüz dünyanın nefesini ciğerlerime çekmeden bağ kurdum seninle. İnsan ilk bağını kurduğu kişiyi seçemiyor zaten; gözlerini açtığında kendini onun sevgisinin içinde buluyor. Ama zamanla öğreniyor ki bazı bağlar kök salmıyor, sadece düğüm oluyor insanın içinde. Ben hep şunu düşündüm; eğer gerçek beni bilseydin, içimdeki kırgınlıkları, korkuları, yanlışlarımı, eksiklerimi görseydin bana böyle bakmazdın. Bana duyduğun sevginin, tanıdığın kişiye değil, olmak istediğin kişiye ait olduğunu düşündüm. Bu yüzden sana kendimi hiçbir zaman bütünüyle gösteremedim. Belki de en büyük yalnızlık, birinin seni