Matematik öğrenmek net olarak bilinebilecek tek şeyi öğrenmek demektir. Siyasi bilimler, sosyoloji, tarih ve psikolojideki gerçekler yorumlanmaya muhtaçtır. Matematikteki gerçeklerse yalnızca birer gerçektir. Tartışılmazdır. Sol cenah ve sağ cenah matematik diye bir şey yoktur. Geometrinin günahı,trigonometrinin suçluluk duygusu olmaz.Matematik saf huzurdur. Fakat tabii ki, aynı zamanda yaşamın kendisi kadar gizemli, esrarengiz bir şeydir ve matematiğin -ya da herhangi bir şeyin- benim istediğim şey olmaya boyun eğmesini beklemek büyük bir hataydı.
Tüm yaşamın tek bir anda olduğu hissi. Şimdiki ânın karesini -hayır, küpünü- hatta karesinin karesini alan bir his. Kısacası, seyahat etmek deneyimi hiperküp haline getiriyor.
Sayı dizisine, Fibonacci dizisine benzer bir kalıbın içindeyim -0,1,1,2,3,5,8, 13,21 vs.- ve hayatım ilerledikçe, bu dizide olduğu gibi,
sürprizler de azalıyor. Bir sonraki sayının önceki iki sayıyı toplayarak bulunduğunu anlamak yerine, insan önündeki yaşamın çoktan belirlenmiş olduğunu fark ediyor. Yaş aldıkça, sayıdan sayıya geçtikçe, bu kalıp daha da öngörülebilir hale geliyor.