“Sanatım için bu ölüm ve perişanlık sahnesinde ilham bulamadığımı itiraf ettiğimde suçlanacak mıyım?” (s. 280)
Sanatın sınırını açığa çıkaran güzel bir soru.
Sanat, genellikle estetik bir üretim alanı olarak düşünülür fakat ben bu kitabı okurken onun felsefi düşüncenin en yoğun biçimde göründüğü alanlardan biri olduğunu fark ettim. Kitap boyunca estetik tartışmaların aslında insan zihnine, algıya, bilinçdışına ve gerçeklik arayışına dair daha geniş sorgulamaların parçası hâline geldiği görünüyor. Bu nedenle metin beni sıradan bir sanat tarihi anlatısı olmaktan çok daha fazla etkiledi.
Kitapta öne çıkan düşüncelerden biri, Read’in sanatı doğanın kopyası olarak gören anlayışa karşı çıkmasıydı:
“Sanat insana özgüdür, tanrısal değildir; dünyevidir, kutsal değildir.” (s. 74)
Bu cümlede anlatılana göre sanat, metafizik bir lütuf olmaktan öte; insan zihninin, algısının ve duyarlılığının ürünüdür. Sanat, doğayı olduğu gibi yeniden üretmek yerine onu dönüştürür ve başka bir düzlemde yeniden kurar.
Read için sanatçı hem bir gözlemci hem de bir düzen kurucudur:
“Bilginin sadece bizim inşa ettiğimiz bir şey olduğunu düşünüyorum; keşfettiklerimiz de bizim dışımızda mutlak bir gerçekliğe ait değiller.” (s. 104)
Bu cümleyi sadece sanata dair düşünmeyelim, varoluşsal bir sorgulama olarak da okunabilir. Gerçeklik dediğimiz şey belirli bir bakış, algı ve bilinç biçimiyle kurulan bir yapıdır.
Kitapta beni en çok etkileyen ve zihnimde en fazla yer eden bölüm, Read’in rüya ile şiir arasındaki ilişkiyi ele aldığı yerdi. Bu bölümde Read, Freud’un rüya kuramını dayanak göstererek şiirin oluşum sürecini açıklamış. Read, bir şairin rüyasından yola çıkarak yazdığı şiiri ve ardından bu şiirin çözümlemesini ele almış ve şiirin rüya gibi işleyen bir yapıya sahip olduğunu somut bir örnek
I've read the fourth book of Dune Saga. Leto, you freaking psychopath. What a spoiled child you are, despite being a three thousand years old emperor.
In fact, I fell in love with this book. Power structures, sociology, philosophy and politics; all in. The characters and their development is extraordinary, especially Leto Atreides II...
Must read the last two books!
İlk baskısı 1936’de yapılan Sanat ve Toplum (Art and Society), kendi alanında ilk bilimsel çalışmalardan biri imiş. Read, sosyolojinin çok genç bir bilim olması nedeniyle, “sanat-toplum” evliliğinin incelenmesinde literatüre bakıldığında çok eksik kalındığını, bu sebeple araştırmanın ilk adımı olabileceğini söylüyor.
Sanat ve Toplum, prehistorik inanışlardan psikanalize ve sanat eğitimine değin uzanan muazzam bir genişlikte tarihsel süreci kapsayan bir araştırma. Read, 1936’da yayımlanan kitabının, Rus devrimi sonrasında ciddiyetle tartışılan meselelere katkı niteliğinde, diye söz eder.
İlk çağ oluşumlarının sanatları, modern sanat ve post modern sanat örneklerine de yer vermeyi ihmal etmiyor. Antropolog Levi-Bruhl’un mitleri ve gizemleri, sosyolog Vilfredo Pareto’nun seçkinlerin dolaşımı, Freud’un üç katmanlı benlik tabakası vs. nice kuramcının teorilerini de içinde eritir yazar ve açıklamaya girişir ki, gerçekten anlıyorsunuz meramı.
Seçkin sanatın yok ettiği başlıkta ve benim en sevdiğim bölümlerden biri; “Rembrandt Vakası, Hogarth Vakası ve Daumier Vakası” şeklinde ele alıyor. Büyük zevkle okudum bu bölümü ve kitabın tamamını. Eğer sanat seviyorsanız, sanat tarihi okuduysanız veya sosyoloji okuduysanız, benim gibi ikisini de okuduysanız daha da zevk alarak okuyacaksınız. Sanat ve toplumla kalmanız dileğiyle, kendinize cici bakın.
Sanat ve ToplumHerbert Read · Hayalperest Yayınevi · 201832 okunma
“Eğer sanat, içinde bulunduğumuz şartların sonucu olmayıp kişisel bir isteğin ifadesiyse, belli tarih çağlarına özgü sanat eserlerindeki şaşırtıcı benzerliği nasıl açıklayabiliriz?” (s. 155)
Kitabın tam son bölümüne geldiğimde bu soru beni düşündürdü. Bu sorunun etrafında geri dönerek kitabı yeniden değerlendirdim. Sanat kişisel midir yoksa çağın ruhunun ürünü mü?
Bu soru aslında sadece sanatın değil insanlığın da sorusu bence. Ben miyim bunu isteyen yoksa çağın içinden bir ses mi konuşuyor?
Kitabın etkisi bende kişisel olanla tarihsel olanın yan yana geldiği yerde başladı.
Tolstoy’un sanat tanımı şu şekilde:
“Bir yaşantının hatırlanması ve bundan sonra hareket, çizgi, renk, ses veya kelimelerle ifade edilen biçim yoluyla bu yaşantıyı diğerlerine aynen ulaştırma, işte sanat olayı budur.” (s.151)
Bu tanım ilk bakışta sanat duygu aktarımıdır gibi duruyor. Ama ben bunu daha farklı yorumluyorum. Sanat bir duygu taşımaktan ziyade bir duygu üretimi.
Duygu bir biçim aracılığıyla başkasında yeniden yaşar.
Bu konuyu Wordsworth’un şiir anlayışıyla paralel gördüm:
“Şiir kaynağını sükûn içinde hatırlanan duygulardan alır…” (s.151)
Ben şöyle düşündüm, biz çoğu zaman duyguyu ham sanıyoruz. Oysa metnin anlattığı şey duygunun bile bir biçim istediği. Biçime girmeyen duygu, sadece bir ses. Duygu önce içte olgunlaşır sonra biçime dönüşür.
Sanat sadece duygunun taşınması değil biçimin bu duyguyla bilinçli bir şekilde kurulmasıdır.
Matisse’in renk örneği de bunu destekliyor:
“Çeşitli tonlar hep birlikte birbirlerinin şiddetini azaltırlar… Tonlar arasındaki bağıntı onları bozacağına ortaya çıkartmalıdır.” (s.153)
Sanat rastgele bir ifade değil düzen kurma isteğidir.
Her parça ait olduğu yeri bilmeli:
“Bir sanat eseri her şeyin birbiriyle ahenkli olması demektir… Her lüzumsuz
Read'in bu kitabı bir süre Liverpool Üniversitesi'nde verdiği derslere dayanıyor. Günümüzden yaklaşık 80 yıl önce yayımlanmış ve bu alandaki ilk bilimsel çalışmalar arasında yer almış. Kitabın içeriği ise, okuru tarih öncesi din anlayışından psikanalize ve sanat eğitimine kadar her alandaki faaliyetlerin sanata yansımaları üzerine düşünmeye çağırıyor.
Sanat ve ToplumHerbert Read · Hayalperest Yayınevi · 201832 okunma