7/10
Kitap Kulübümüzün bu ay seçtiği ‘John Fowles - Koleksiyoncu’ kitabının Shakespeare’in ‘Fırtına’ oyununa göndermelerle dolu olduğu için, öncelikle okumaya karar verdik. Fırtına, 1609-10 yılları arasında bir gemi kazasını (Bermuda Olayı) ve sonrasını konu ediniyor. Jaguar Yayınları’nın Prosperos Kitaplığı serisi, ismini buradaki büyük bilye ve kitaplığa sahip büyücü Prosperos karakterin ismini almış. Hatta başka Jaguar kitabı olan “Bayan Caliban” eseri de Fırtına’dan yararlanmış, tıpkı Koleksiyoncu gibi... Kitap hakkında çok şey açıklamak istemiyorum, ama Shakespeare’in en karanlık eserlerinden olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Mitolojiden çokça yararlanmış, en azından Venedik Taciri’ne oranla çokça yer vermiş diyebilirim. Efendi-köle ahlakının işlenişi de ayrı bir ironiye sahip burada. Zamanında kendi uğradığı haksızlığa başka birilerini kendi boyunduruğunda tutmak, sana yapılanı başkasına yapma yanlışı sadece ve yeterli bir açıklaması sunulduğundan şüpheliyim. Kim bilir, Hegel bile ‘efendi-köle’ ahlakını meşrulaştırırken buradan yararlanmış olamaz mı? Düşünürlerin ‘beyin-hijyeni’ uyguladığını çok as duydum; pek çok kaynaktan yararlanmaktaydılar. Herbert Spencer ve Auguste Comte dışında duymuşluğum yok... Konuyu uzatmadan, severek okudum bu beş perdeli oyunu. Eminim siz de beğeneceksiniz. Sonuçta Shakespeare iyi bir şeyler okumak için elimizin altında bulunan garanti isimlerden.
FırtınaWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20198bin okunma
Martin Eden
Puan vermedi·517 syf.··
2026 1. kitabı
·
139 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 22:41
Martin Eden incelemesi ve alternatif sonlar SPOILER İÇERİR SPOILER İÇERİR SPOILER İÇERİR SPOILER İÇERİR Martin Eden...Sevdiği kişi uğruna her şeyi göze alan, hırslı, cesur yürekli Martin...Küçük görüldü, değersiz hissettirildi, başaramayacağına inanıldı. Fakat o herkesi haksız çıkardı, herkesin gözünde saygıyı kazandı. Peki ne uğruna? Uğruna çabaladığı ideallerine olan inancını kaybetmek...Sevdiği kişinin onun sevgisine karşılık veremeyeceğini ve onu kendi olduğu için sevmediğini öğrenmek...Hayatın onun için olan anlamını yitirmek...Bunlar uğruna mıydı çabaları? Başta üstün gördüğü insanların zamanla bilgi olarak ondan ne kadar geride olduğunu anladı. Üst sınıfa ait olabileceğini düşünürken onların ikiyüzlülüğü ve samimiyetsizliğiyle karşılaştı. Ne kendi sınıfına ne de üst sınıf ait hissetti sonrasında. Yalnızlık durumu devam ederken ve içindeki boşluk giderek büyürken hayatının devamında ne yapacağına karar vermek istedi. Beklenmedik bir şekilde istediği üne kavuşmuştu ama onu takdir edenler içten değillerdi. Artık yazmak istemiyordu. Aşka gelirsek sevdiği kişinin onu gerçekten sevmediğini anlamıştı. Aynı zamanda kendisinin de o kişiyi kafasında idealize ettiğini ve bu kişiyi sevdiğini görmüştü. Tahiti'de bir ev yapmak istedi. Fakat bunu gerçekten istiyor muydu yoksa istemeyi mi seçiyordu? Bir şey istemesi gerektiğini mi düşünüyordu? Roman boyunca Herbert Spencer'ı ve bireyciliği savunan Martin, sona doğru Nihilizm'e inanmaya başladı ve hayatına son verdi. Kitaptaki nota göre Jack London, bunu bireyciliğin sonu olarak eklemiş. Gayet edebi ve etkileyici bir son olmuş. Peki alternatif sonlar neler olabilir? İlk olarak, Martin Ruth'un teklifini kabul edip hayatına onunla devam edebilirdi. Bu öz güveni düşük ve kendine değer vermeyen birini işaret ederdi. Martin ise
1000Kitap
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·517 syf.··
2026 6. kitabı
İlkokulu yarıda bırakmış, serbest işlerle geçinen sıradan bir genç olan Martin Eden'in hayatını anlatıyor kitap. Güzel ve eğitimli bir kıza aşık olunca, kendini geliştirip eğitim seviyesini yükseltip ve ona layık olmaya çalışıyor. Kız da Martin’in fiziksel gücünden ve azminden etkilenir. Martin yazar olmaya karar verir. Herbert Spencer hayranıdır ve onu ideolojik olarak kendine örnek alır. Martin okudukça, bilgilendikçe ve tabiatı öğrendikçe dünyayı daha güzel görmeye başlar. Kitabın anlatımı akıcı, anlatımlar uzun ve detaylı. Çevirmenin numaralandırılmış ve kitabın arkasında yer alan notları çok faydalı. Okuma sırasında bazen akışı kesebiliyor ama dönemin tarihi ve edebiyat dünyası hakkında çok faydalı bilgiler veriyor. Kitapta yazarların eserlerini yayınlamakta ne kadar zorluk çektiği ve ekonomik sıkıntılar yaşadığı uzunca anlatılıyor. Martin kendini bireyci olarak görür. Sosyalistleri de liberalleri de beğenmez. Ona göre toplumun bireye verdiği değer de yüzeyseldir. Sevgi, paylaşmak, yardımseverlik ve eşitlik gibi evrensel değerlerden çok statüye ve maddiyata önem verildiği görür ve bu ona samimi gelmez. İnsan çok hızlı yükseldiğinde yeni çevresine alışamaz, eski dünyasına da geri dönemez. Yaşayacak, bağ kuracak gerçek bir çevresi kalmaz. Kitaptan bana kalanlar; -Dünyada böyle kadınlar da vardı. Karşısındaki onlardan biriydi. Gencin hayal gücünü kanatlandırmıştı. Gözlerin önünde açılan kocaman aydınlık tuvallere saçılan devasa ve belirsiz şekillerde aşk, romans ve bir kadının uğruna girişilen kahramanlıklar vardı artık. -Varoluşun temel talebiydi sevgi. -Hayatımda ilk kez yemek yemenin fayda işleminin ötesinde bir anlamı olduğunu keşfediyordu. -Martin Eden’ın ruhu, o ışıltılı derinliklerde kızın ruhunu arıyordu. İçinde en iyi olan ne varsa
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Martin Eden İncelemesi
9/10
·517 syf.··
2026 5. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 23:24
Martin Eden… Bu kitabın kapağını kapattığımda hissettiğim boşluğu tarif etmem çok zor. Bazı kitaplar bittiğinde "Güzeldi" der geçersiniz; Martin Eden ise sizi olduğunuz yere çiviler, hayallerinizle baş başa bırakır. Jack London’ın yarı otobiyografik eseri olması, satır aralarındaki o hayal kırıklığının ve acının gerçekliğini iliklerinize kadar hissettiriyor. Hikayemiz, nasırlı elleri, kaba saba tavırları ve leş gibi tütün kokan kıyafetleriyle bir denizci olan Martin’in, "soylu" ve "eğitimli" bir ailenin evine girmesiyle başlıyor. Martin orada sadece Ruth’a değil; Ruth’un temsil ettiği o kitaplarla dolu, zarif, sanat kokan, "üstün" dünyaya aşık oluyor. Ve işte o an, edebiyat tarihinin en büyük azim öykülerinden biri başlıyor. Martin, o dünyaya ait olabilmek, o "tanrıça" gibi gördüğü kadına layık olabilmek için insanüstü bir çabaya girişiyor. Uykusuz geçen geceler, açlıktan guruldayan bir mide, rehinciye bırakılan tek ceket ve bitmek bilmeyen bir okuma/yazma aşkı… Martin’in o köhne odasında, gaz lambasının ışığında verdiği savaşı okurken, siz de üşüyor, siz de acıkıyorsunuz. Onunla birlikte her reddedilen taslakta yıkılıyor, her yeni öğrenilen kelimede heyecanlanıyorsunuz. Ancak kitap sadece bir başarı öyküsü ("fakir oğlan çok çalıştı ve başardı") olsaydı, bu kadar sarsıcı olmazdı. Kitabın asıl vurucu tarafı, "farkındalık" denilen o lanetli hediye. Martin kendini geliştirdikçe, hayran olduğu o burjuva sınıfının, o "elit" insanların aslında ne kadar sığ, ne kadar ezberci ve ne kadar şekilci olduklarını fark etmeye başlıyor. Cehaletin o sıcak, konforlu mutluluğundan çıkıp, bilginin ve gerçeğin buz gibi yalnızlığına sürükleniyor. Kitabın bana en çok dokunan yeri de burasıydı: Ulaşmak için canını dişine taktığı zirvenin, aslında aşağıdan göründüğü kadar manzaralı
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Puan vermedi·517 syf.··
2026 2. kitabı
Bu kitabı ilk dəfə, bundan təxminən 9 il əvvəl, haradasa 13-14 yaşlarımda oxumuşdum. Lakin 1000kitab'a əlavə etmədən öncə, təkrardan oxumaq istədim. Doğurdanda bəzi kitabları müxtəlif yaş dövrlərində yenidən oxuyanda, fərqli mənalar çıxarmaq mümkündür. “Martin İden”-də o əsərlərdən biridir. Bu əsər yalnızca bir roman deyil, həmçinin insanlar üçün bir növ ədəbi rəhbərdi. Mənim ən sevdiyim əsər tiplərindən biri də, əsərin içindən başqa əsərlər çıxaranlardır. Məsələn siz Martin İden'i oxuyarkən, kitab irəllədikcə, C. Swinburne, H. W. Longfellow, Robert Browning, R. Kipling, Karl Max, İmmanual Kant, F. Nietzsche, John Stuart Mill, Richard Wagner, Herbert Spencer və s. Kimi filosof, yazıçı və şairlərin həyatı və əsərləri ilə yaxından tanış olursunuz. Mən özüm bu kitabı oxuduqdan sonra, “oxuyacaqlarım” siyahısına 12 yeni kitab daha əlavə etdim. Biz sanki romanı oxuduqca Martinlə birlikdə öyrənir, böyüyür, dəyişir və inkişaf edirik. Əsərin özü haqqında isə çox danışmağa gərək yoxdur, böyük ehtimal bir çoxunuz mövzusunu bilirsiz və ya da oxumusunuz. Oxuyub, bilməsəniz də, mütləq ki, haradasa eşitmisiniz. Sizə tövsiyyəm Martin İden'ə əsla adi bir “sevgi romanı” deyib keçməməyinizdir. Bu əsər hər hansısa bir qəlibə sığmayacaq qədər möhtəşəm və sərhədsiz bir əsərdir. Sadəcə oxuyun və oxutdurun...
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Martin eden eseri ve bu eserin felsefi yanı hakkında
10/10
·528 syf.··
2025 22. kitabı
Herkese merhaba. Bu güzel eserle ilgili değinmek istediğim, vakti zamanında okurken beni oldukça içine çeken bir konu var. Martin Eden’da yazarın sık sık Spencer, Darwin ve Nietzsche’den bahsettiğini fark etmişizdir. Ancak bu düşünürlerin fikirlerinin romandaki olaylarla nasıl bağlandığını, eseri bitirene kadar yeterince incelememiştim. Kitabı bitirdikten sonra yaptığım ilk şey bu konuyu enine boyuna araştırmak oldu. Bu kısa araştırmanın sonucunu yüzeysel biçimde paylaşmak isterim. Öncelikle Herbert Spencer’ın kim olduğunu anlamak gerekir. Herbert Spencer, 19. yüzyılda yaşamış bir İngiliz düşünürdür ve en çok savunduğu fikir, toplumların da canlılar gibi evrim geçirdiği düşüncesidir. Martin Eden’da desteklenen temel görüşlerden biri de aslında Spencer’ın bu anlayışıdır. Peki, toplumların evrim geçirmesi ne demektir? Spencer bunu şu şekilde açıklar: Güçlü ve uyum sağlayabilen bireyler hayatta kalır, zayıflar ise elenir. Bu düşünce doğrultusunda devletin herkese eşit biçimde yardım etmemesi gerektiğini, insanların kendi çabalarıyla ayakta durmalarının esas olduğunu savunur. Bu bakış açısı size tanıdık geldi mi? Elbette gelmiştir; çünkü bu, Darwin’in doğal seçilim kavramının topluma uyarlanmış hâlidir. Yani Spencer, Darwin’in biyolojik doğal seçilim fikrini toplumsal yapıya taşır ve toplum içinde de bir tür doğal seçilim olduğunu ileri sürer. Peki Nietzsche bu işin neresindedir? Aslında o da bu çerçeveden çok uzak değildir. Martin Eden, Spencer’ın görüşlerini benimsemekle birlikte Nietzsche’nin “üstinsan” fikrine de sıkça değinir. Nietzsche’ye göre insanın amacı sıradan bir yaşam sürmek değil; kendini aşmak, yaratıcılıkta, güçte ve özgürlükte sınırlarını zorlamaktır. Bu üç büyük düşünürün aynı eserde yer almasının sebebi artık daha net anlaşılmaktadır; çünkü fikirleri
Duygu ve Düşünce
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021135,1bin okunma