İtiraflar da can alabilirdi bazen, sen yarana uzanan her neşteri doktorlar mı vuruyor sanıyordun? Kanamanı durdurup kesiği diker mi sanıyordun? Bir lafı, sen söylediğinde silahın emniyeti kapanıyorken, bir adam ağzına sürdüğünde kurşun da atılabilirdi bazen. Sen, namlu sana dönük değildi diye kurşun sana saplanmaz mı zannediyordun?
Birini öldürdüğün zaman, muhakkak ki ondan bir şeyler bulaşır sana: Bir resim, bir koku, bir nefes…Bir ah, bir lanet, bir ses…”Maktulün bedduası” derim ben buna.
Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu… Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk.