Camdan bir fanusun içinden izliyordu şimdi dünyasını ama elbet fanus da kırılacaktı. Kırıkları acılar süpürünce, dirsekleri ve dizleri kesiklerle kaplanacaktı. Dikmeyi öğrenmemişti, kesiklerin üzerini yara bantlarıyla kapatacaktı.
Sevgi de ölürdü ama cesedi bulunamazdı.
Hayatın bir felaketten sonra daima bir saadet verdiğini, o güzel darbımeselin söylediği gibi, ayın on beşi karanlıksa, on beşinin mutlak aydınlık olacağını bilmiyor değildim.
Mektepte bize bir şiir ezberletmişlerdi. İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış. Bunu yazan şair ne kadar haklıymış!