Yakın denilebilecek bir zamanda Erdal Öz ile Zülfü Livaneli dostluğunu anlatan,ağırlıklı olarak Zülfü Livaneli’nin tuttuğu mektuplardan da oluşan,edebiyat tarihinizin önemli bir dönemine ışık tutan Sazın Teli Koptu kitabını okumuştum.Erdal Öz ile ilgili okuduğum son kitaptı.Fakat Erdal Öz’ün ilk romanı olan Odalarda’yı henüz okumadığımı fark edip hemen okumaya başladım.
Odalarda’yı okurken ve bitirdikten sonra aynı hissi duydum;ara sıra derin bir nefes alma ihtiyacı.Çünkü gayet dingin bir anlatım içinde birbirini tekrar eden,bir kısırdöngü bulunur. Yazarın aslında tam olarak okura hissettirmek istediği şeyin bu olduğunu düşünüyorum.Ayrıca romanın geçtiği Anadolu kasabasında akşamın erken olması,özellikle üç karakterin iç ve dış devinimlerinin tekdüzeliği kasveti ve bahsettiğim derin bir nefes alma ihtiyacını artırır.
Annesi yeni ölmüş,hayli içine kapanık genç bir memur,baskıcı yapısıyla öne çıkan ve olduğundan daha yaşlı görünen,genç memuru şekillendirmeye çalışan bir adam ve evinin odalarını kiraya veren kocası kuduzdan yeni ölmüş bir kadın,romanın karakterleridir.Üçü de yalnızdır,üçü de birbirinin hayatında yer alır.Karakterler de tıpkı kasabada erken kararan hava gibi karanlıktırlar.Kasvet karakterlerin yapısından da artar.
Annesini kaybeden genç adamın içinde bulunduğu durumlar,tüm karakterlerin yalnızlıkları romanın temelini oluşturur. Odasında ışıksız kalamayan,son iki aylık kirasını ödeyememiş,geçmişin görüntüleriyle boğuşan, annesinden kalanlarla ve anılarla baş etmeye çalışan,odasındaki eşyaları elden çıkartan genç adam,kahvede baskın bir adamla tanışır.Bu kişiyle tanıştığı dönemde ev sahibi genç memuru kiralık odasından çıkartmak üzeredir ve adam,genç memura kendi kaldığı evin bir odasını kiralatır.Ev dul bir kadına aittir.
Romanda yer alan ilk oda memurun