hernevikitap

10/10
·480 syf.··
2025 57. kitabı
Kardelen bana her daim en güçlü çiçek türü gelir.Soğuğa rağmen hayat bulup yaşaması etkileyicidir. Bahar çicekleri yaşatmak için her koşulu sağlarken,kardelen zor koşula rağmen var olur.Bir yandan da baharın müjdecisidir.Ah İlay... Sen de bir kardelendin. Özellikle 20. Yüzyılda bir milletin bir kesiminin esir oluşu,Türklere karşı yapılan zulmün acıları ve derinliği romanda aktarılır. 1970’lerde Sovyetler Birliği’nin etkisi altında kalan Bulgaristan’da geçen romanda başta İlay karakteri olmak üzere yoğun bir iç çözümleme bulunur. İlay,ülküsü uğrana ve aşkı uğruna can verecek kadar güçlü bir kardelendir.Aşkı ise Mehmet Ali. Aşk varsa dünya kaidesi;sınamak ister.Dünya İlay’ı da Mehmet’i de sınar.Yaşadıkları ülkenin rejimiyle, uzaklarla,ideallerle,insanlarla sınar. Mehmet feda eden tarafta olurken İlay ise aslında aşkı uğruna da ülküsü uğruna da var olur,ne de olsa kardelenler her kış büyür.Romanın ortalarına yakın ülkü ve aşkını birbirinden ayırabileceğini,bu iki şey için ayrı ayrı ölebileceğini söyleyen İlay’a dedesinin karşılık olarak “bu iki şey birbirinden ayrılmaz İlay, ruh iki ayrı şeyle hemhâl olmaz,varlık tektir” sözleri romanın sonundayken aklımdan geçti. İlay’ın ülküsü Türkçülüğüdür. İlay,Bulgaristan’ın asimile etmeye çalıştığı Türklerden biridir.Ama o dedesinin anlattıkları ile hem karakterini inşa etmiş,hem de Türkçülüğünü korumuş bir kadın. Türkçülüğü uğruna aşkını kendi ellerinden alan bir kadındır. Romanda yer alan 70’lerin kara lekelerinden bir konu bulunur; Bulgar hükümetinin Türklere yaptığı baskı,zulüm.Savaş açmak her zaman topla,tüfekle,bombayla olmaz, İlay da aslında bir savaş açar.Tüm kanlı girişim ve baskılara karşı Türk olmasının gücüyle ve alay edercesine,sözüyle direnir.Ayaza direnen kardelen gibi Türk olduğu için uğradığı baskıya,daha
Çiçekler BüyürEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 20121,935 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?

hernevikitap

, bir kitap okudu
10/10
·480 syf.··
2025 57. kitabı
Emine Işınsu
9.1/10 · 1.935 okunma
10/10
·184 syf.··
2025 56. kitabı
Akdeniz'in doğusunda açılan bitmek bilmeyen bir yaranın, Doğu ile Batı çatışmasının, Müslüman ve bir Yahudi'nin hasrete dönen aşklarının,savaşın romanı...Benim için başyapıtlardan biridir. İsyan'ın babası,Adana'da yaşayan Nubar adında genç Ermeni öğretmen ile bir dostluk kuruyor ki bir Türk ve Ermeni arasında böyle bir dostluğun kurulması o dönem için alışılmamış bir şey.Türk ve Ermeni genci bir fotoğraf kulübü kuruyorlar.Ardından Adana'da bir ayaklanma oluyor,Ermeni mahallesi talan ediliyor,Nubar ailesiyle beraber dostunun evine kaçıyor.Ertesi gün olaylar yeniden alevleniyor ve bu defa sığınılan ailenin evine girilmek isteniyor.Bir subay fotoğraf makinelerinin ve çekilen fotoğrafların teslim edilmesi şartı ile o evi koruyor.Fakat İsyan'ın babası bir makineyi saklıyor ama o günden sonra tek bir kare bile çekmiyor.Nubar ise fotoğrafçılığı meslek olarak seçiyor.Bir süre sonra Nubar ve en yakın arkadaşı Lübnan'a taşınıyorlar.Nubar yola çıkmadan önce Arkadaşına,"sana verecek bir tek kızım var"diyor.Kızını arkadaşıyla 1914 yılında evlendiriyor.Bu yıllar Osmanlı'nın can çekiştiği,savaşın başladığı yıllar.1915 yılında ise Beyrut Ermeniler için tehlikeli bir bölge oluyor ve Nubar Amerika'ya gitmek istiyor.İsyan'ın babası bir Türk ile Ermeni'nin kardeşçe yaşayabileceğini düşünüyor. İsyan'ın babası,oğlunun devrimci olmasını istiyor.Oysa isyan doktor olmak istiyor.Bir süre sonra İsyan'ın Salim adında kardeşi doğuyor ve bu doğumda anneleri ölüyor.Evin kadını İsyan’ın ablası oluveriyor. Ablasının babalarını ikna etmesiyle İsyan,Marsilya'ya tıp okumaya gidiyor.Bu noktandan sonra olaylar iki dünya savaşı arasında gelişmeye başlıyor. İsyan öğrenimini sürdürürken arkadaşlarıyla gittiği birahanede sohbetlere katılıyor.Dersler dışındaki mevzularda genelde sessiz kalıyor.Bir gün siyasi
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma

hernevikitap

, bir kitap okudu
10/10
·184 syf.··
2025 56. kitabı
Amin Maalouf
8.4/10 · 40,2bin okunma
Puan vermedi·161 syf.··
2025 55. kitabı
Yazardan daha önce “Biz İse Yalnızca Arabalardık” öykü kitabını keyifle okumuştum.Bir roman olan Sahipsiz Mektuplar Müzesi günce ve mektuplardan oluşur. Sakin bir hafta geçirmek niyetinde olan,bir değişim programıyla İtalya’ya giden genç adamın tuttuğu günlüklerden romanı okuruz ve aynı zamanda çağlar öncesine ait mektuplardan... Başlarda ihtimali düşük olan bir aşkın nasıl kendini var ettiğine şahit olurken,romanın ikinci katmanı olan bir aşkın da mektuplarını okuruz.Yüzyıllar öncesine ait olan bu aşkın mektupları trajedi barındırır. Yalnızca bugününde var olduğunu,yarınlara dahil etmeyeceğini düşündüğü Mary ‘e ,içe dünyasında yavaş yavaş, gün be gün kâh itiraz kâh kabullenişleriyle genç adamın teslim olma halini yazar açık bir dille anlatır.Fakat bu aşk sadece bugüne ve yarına mı aittir bu? Şiirsel dile sahip olan dört farklı yüzyılda yazılmış mektuplarla genç adamın aşkı arasında ne gibi bir bağ vardır?Bağdan öte bir paralellik mi taşır?Yarım kalmış hikâyelerin,kavuşamamış kişilerin sancıları yansıtılırken bu roman aşkın ruhlara sirayetini mi aktarır? Tarihin içinde sıkışmış ve bir aşka bağlanmış bir ruhla genç adam arasında nasıl bir alâka vardır? Hem anlatımıyla,hem konusuyla,hem etkileyici sonuyla son zamanlarda okuduğum en iyi romanlardan biriydi
Sahipsiz Mektuplar MüzesiAlp Türkol · Vacilando Kitap · 04 okunma