Hesap ver, Sen benim kaç defa uykumu böldün? Kaç gece uykusuz bıraktın beni? Kaç şafak karşıladım seninle, sensiz? Hesap ver, Hesap ver, ayrılığın hesabını bileyim. Çareyi kadehlerde arasam, Alıp başımı dağlara çıksam, Bir daha hiç görmesem seni, Gözlerine bir daha hiç bakmasam, Unutmaya yetecek mi? Hesap ver. Hesap ver, Nerede biter nerede başlar yalnızlık? Hesap ver, Neden sana kavuşmanın bir adı da ayrılık? Hesap ver... Yıldız Kenter
İnandık, iman ettik...
O gün geldiğinde; İğne de hesap verecek İplik de! İpliği iğneye çeken Delik de! İşte o gün; Dikiş de sorulacak, Sökük de!
Duygu ve Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Günaydın tanıyanlar dm gelebilir eski hesabı kapatmıştım
Bu platforma yaz gitsin :)
Bazen çok değer verdiğin birisinin mutluluğu için sabredersin...
Dilerim Allah'tan; Ahımı alanlar, bana yaşattıklarını yaşamadan asla huzur bulmasınlar. Ben kimseye bilerek kötülük yapmadım, kimsenin gururuyla oynamadım. Gece yastığa başımı her koyduğumda, içim hep rahattı; çünkü kimsenin canını yakmadım. Benim gözyaşlarımla yükselenin yolu asla açık olmasın. İlahi adalet şaşmaz; bugün gülenlere, yarın hesap sorulur. Ben artık susup geri çekiliyorum. Ama biliyorum ki; ahım da, duam da, elbet sahibini bulur.Ve helallik istemeye mahkum olur...
İnsanın bu dünyadaki temel trajedisi, kendi varlığının ağırlığını taşıyamayıp onu nesnelerin hafifliğiyle takas etme arzusudur. Modern insan, varoluşsal boşluğunu (horror vacui) anlamlandırmak yerine, etrafını biçimlerle, renklerle ve ambalajlarla kuşatarak görünmez bir kalkan inşa ediyor. Bu, felsefi anlamda bir "kendinden kaçış" estetiğidir. Nesnelere yüklediğimiz anlamlar, kendi içsel hiçliğimize karşı ördüğümüz duvarlardan ibarettir. Biz eşyaya sahip olduğumuzu iddia ederken, aslında nesne bizi kendi mekanına hapsediyor ve bizi kendi doğasına uydurarak nesneleştiriyor. Yani bilinç, kendi yarattığı yapay dünyada, ürettiği araçların kölesi haline gelen trajik bir özneye dönüşüyor. Zaman ise bu varoluşsal oyunun en amansız hakimidir. Kronolojik zamanı (kronos) kutsallaştırıp, anın getirdiği niteliksel zamanı (kairos) tamamen gözden kaçırıyoruz. Hız, modern bilincin kendini sorgulamasını engelleyen afyon felsefesidir; çünkü durmak, insanın kendi içindeki o tekinsiz boşlukla, yani kendi varlığıyla baş başa kalması demektir. İnsan durduğunda, zamanın onu eskitmediğini, aksine kendisinin zamanı hoyratça tükettiğini fark eder. Bu farkındalığın yaratacağı ontolojik kaygıdan (anksiyete) kaçmak için, adımlarımızı daha da hızlandırıyor, saniyeleri birer tüketim nesnesi gibi harcıyoruz. Deneyimi değere dönüştüremediğimiz, sadece üzerinden geçip gittiğimiz bir patinaj alanıdır artık hayat. Kusursuzluk algısı da bu illüzyonun estetik ayağını oluşturur. Doğa, doğası gereği asimetrik, kusurlu ve ölümlüdür. Oysa insan, kendi faniliğinden duyduğu korku yüzünden her şeyi pürüzsüzleştirmeye, sterilize etmeye çalışıyor. Kırılan bir nesneyi, incinen bir ruhu ya da