Neşeliyse o fakirlik , fakirlik değildir zaten! Çünkü çok az şeyi olan değil, hep daha çoğunu isteyen fakirdir aslında. İnsan başkasının malına göz dikerse, elindekileri değil, elde edeceklerini hesap edip durursa, hazinesinde, ambarlarında yığınla malı, sürüleri, faiz getiren parası olmuş, neye yarar? “Zenginliğin sınırı nedir?” diye mi soruyorsun? Önce gerekli olana, sonra yeteri kadarına sahip olmaktır.
Sayfa 36 - Jaguar yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
..içini yine bir korku sardı, her zamanki gibi insan korkusu. Kokusu bile burnundaydı, yüzlerden yükselen, ses ile söz ile ağırlaşan bir koku. Şöyle hali tavrı, sözü insanda bir koku bırakmayacak kadar narin ve geçip giden bir insan yoktu, her geçenden, duran, bakandan, hesap sorandan insanın içindeki en ince zarı soyan, tehlikeye salan ve geçtikten sonra da yanma hissi ve utanç bırakan bir şey kalıyordu geriye. Her geçen bir şeyini söküp bir söküğünü de gösterip gidiyordu. Her geçen hiçbir şeye inanmadan geçiyordu.
Sayfa 94·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitap okurken hicbir sey duymayan ben :-)
"Yaaa ben sessiz ortamlar olmadan yazamıyorum, falanca manzaranın olduğu yere gideyim yoksa ilham gelmiyor ,diyen profilleri düşünsenize. Bu kişiler hayatta ne üretebilir ki? Kitap okumak için kafeye, yazmak için güzel bir ortama ihtiyacı olan birisi vaktinin ciddi bir bölümünü zaten bu ortamları sağlamaya harcayacaktır. Bu kişi çoğu branşta benim gibi her ortamda çalışabilen insanlarla yarışacaktır. Onun kafeye gidip, masasını süslediği ve Instagram'a "çalışma mekânım emoji emoji" gönderisi attığı zaman aralığında ben kızlarım sırtımda kitap okuyorum.
Ana konumuz yolsuzluklar. Herkes her şeyi bildiği halde niye kimse kimseden hesap sormuyor, anlamıyor.
Belki bir insan hayatı zamanın fırınında ateşe attığımız bir kağıt kadar çabuk yanıyor. Belki hayat,hakikaten bazı filozofların dediği gibi gülünç bir oyundur. Tam bir ümitsizlik içinde bir yığın karar kılıklı tereddüt ve küçük, ümitsiz savunmalardır, hatta hulyadır. Ama gerçekten yaşamış bir insanın ömrü yine mühim bir şeydir. Çünkü ne kadar gülünç olursa olsun, biz yine hayatı tam inkâr edemiyoruz. Onda kafamızın vehimleri olsa bile, iyi,kötü diye kıymetler arıyoruz. Aşka, ihtirasa yer veriyoruz. Sanatkârcasına yaşamanın, küçük hesap ve israflarda kaybolmanın farklarını buluyoruz.
Sayfa 124·Kitabı okuyor
Teori..
Teori, ruhu bu âlemde bırakıp kendini beğenmiş bir şekilde mutlak sonuçlara ve kurallara mı yönelmelidir? Bu takdirde teorinin yaşama bir yararı olmaz. Teori, insancıl duyguları da dikkate almalı, cesarete, metanete, hatta atılganlığa da yer vermelidir. Savaş sanatı, canlı ve moral güçlerle meşgul olur; bu nedenle hiçbir konuda mutlak ve kesinliğe ulaşamaz; yani daima tesadüfe, şansa bir yer kalır; bu, en küçük işte bile en büyük işteki kadar büyüktür. Bu şans taraflardan birindeyse, cesaret ve kendine güven de diğer tarafta yer almalı ve boşlu-ğu doldurmalıdır. Cesaret ve kendine güven ne kadar büyükse, şansa, tesadüfe bırakılan yer de o kadar büyük olabilir. O halde cesaret ve kendine güven savaşta çok önemli ilkelerdir. Sonuç olarak teorinin, savaşın zorunlu ve asil erdemlerinin bütün savaş şekillerinde ve değişikliklerinde serbest hareket edebileceği kanunlar koyması gerektiğini söyleyebiliriz. Tehlikeye atılmakta da bir akıllılık vardır ve ihtiyat da aynı şekilde iyidir; ancak bunların, birbirine göre değeri hesap edilmiş olmalıdır.
Düşünce