Yirmilerimeydim. Gevşeyip gülümseyemedim. Geç kalmış bir sesti, nereye koyup nerede tutacağımı çözemedim. Bazı gereksinimlerin zamanı oluyor hayatta. O zaman geçine giderilmemiş ihtiyacın yerini karanlık bir ağırlık alıyor. Yokluk boşluğa, boşluk ağırlığa dönüşüyor. Sonra artık ne yapsan başa dönülemiyor.
Eskiden, parçalarımı ayrıştırıp önüme koyamayacak kadar yekpareyken, kendimi kolayca yok sayabiliyordum. Fakat bu delik deşik halimin üstesinden gelmekte zorlanıyorum.
Eskiden, zırhımı bedenimin doğal bir uzantısı sandığım yıllarda, ağlamamaya öylesine şartlanmıştım ki, zamanla gözyaşının nasıl çağrıldığını unuttuğumun farkına varamadım. Bir gün artık ağlamadığımı değil, ağlayamadığımı anladığımda şaşırdımsa da pek umursamadım.