Zarokên bêguneh êdî dizanî ku di şerên qirêj de hundirê avahiyan û derveyî wekî hev in. Wan êdî dizanibû ku şer cudahiyê naxe navbera kesekî. Şer, zarok û pîremirovan ji hev nas nake, jin û serbazan, ber û beşeran ji hev dernaxîne şer.
Her ne kadar tersini söylesek de her gün ne kadar vazgeçilemez değerlerden söz ederken buna cidden inanıyor olsak da geçmişte aramızdaki ilişkilerde belirleyici olan şey derin bir kayıtsızlıktır. Vazgeçilmez değerler diyoruz ama aslında zorunlu bir değer verme durumu bu. Öyle görünüyor ki bilincimiz, bedenimizin ruhsal uyumsuzluk talebini gerçekleştirecek donanıma sahip değil.
Bizler zamandan bağımsız entelektüeller değiliz. Ticaretçi anlayışın hâkim olduğu bir çağda yaşıyor ve kitlelerin gönüllerine hitap eden şeylerden etkileniyoruz. Kitlelerin gönüllerine hitap eden şeyler aslında bizim kendi yetersizliğimizin bir sonucudur.
Bir sanat eseri hakkında "insana bir şey veren" ifadesini kullanmak, örneğin bu kitap bana çok şey verdi, bunları öğretti demek aklından geçmezdi.
İlk düşündüğü şey aydınlanmak olurdu. Sanat eseri onun sahte umutlara kapılmadan görmesini sağlardı, böylece o da hayatta olduğunu hissederdi.