"Seninle nasıl vedalaşacağımı bilemiyorum."
"Vedalaşma o zaman."
"Ama gitmek zorundayım..."
"Madem öyle, git. Ama benimle vedalaşma. Bu bir veda anı değil."
"Her halükârda vedalaşmak zorundayız. Bunun şimdi, birkaç saat sonra ya da yarın sabah olması fark eder mi?"
"Şaka mı yapıyorsun?" Park sapacağı yolu kaçırmayı umarak ona baktı. "Elbette fark eder."