Nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum, kitap hakkında söylemek istediğim o kadar çok şey var ki..
Bu kitabın bendeki yeri çok ayrı oldu ve birkaç yıl sonra tekrar okumak isteyeceğim bir kitap haline geldi.
Hikayenin anlatıcısı ölüm, yazar burada çok yaratıcı davranmış. Anlatım tarzı ise daha da orijinal.
*Bir miktar spoiler:)*
Çirkin bir savaş dönemini tadan güzel hırsızımız Liesel,
Öz babası olmadığı halde hem Liesel'e hem okurlara harika bir baba figürü oluşturan Hans, -bu adama gerçekten hayranım, çook ayrı bir sevgi besledim-
Ettiği küfürlerle sevgisini gösteren ağzı bozuk, kalbi sevgi dolu (belli etmese de) üvey anne Rosa,
Tanıştığı andan itibaren Liesel'den bir öpücük almak için uğraşan ama bu öpücüğü ancak öldükten sonra alabilen Rudy,
O dönemde tek suçu Yahudi olmak olan ve Liesel'e çok değerli iki kitap yazan Max,
Kitap hırsızımız kitapları rahat çalabilsin diye camın önüne kitap ve bisküvi bırakan Ilsa,
Ve daha nice karakter.
Gerçekten hikaye o kadar güzel anlatılmış ki hepsini yaşadım, etkisinden çıkamadım, çıkamıyorum.
Savaş dönemini düşünün. Sarı saç ve mavi gözün büyük bir ayrıcalık olduğu bir dönem. Çürük elmalardan(!) kurtulmak istenen bir dönem. Yahudilere ekmek vermenin cezasının orduya gönderilmek olduğu bir dönem. Yardım etmezlerse öleceğini bildikleri bir Yahudiye yardım etmek isteyen ailenin, Yahudiyi bodrumlarında saklamak zorunda kaldıkları bir dönem. O bodrumda saklanan adamın aylarca gökyüzüne hasret kaldığı ve Liesel'den hava durumu raporu aldığı bir dönem. (Bkz. "Bugün gökyüzü masmavi, Max. Ve uzun, büyük bulutlar var. İp gibi uzanıyor. Ucunda güneş, sarı bir delik gibi.") Ve tüm bunları anlamaya çalışan küçük bir kız çocuğu.
Hayran kaldığım baba bütün bu saçmalıkların farkında ama kızına belli edemiyor. Yine de kızına yapabileceği en