Muhkem ve müteşâbih âyetlerin ne olduğu bildirilmemiş olsa da, aslında fiiliyatta her mezhep muhkem ve müteşâbihin tanımı ve ne olduğu üzerinde anlaşmıştır: her mezhep için kendi anlayışına uyan âyet "muhkem", uymayan âyet ise "müteşâbih" olmaktadır. mezheplerin kimi zaman, hatta çoğunlukla Kur'an'a bakarak itikat oluşturduklarını değil, önce itikat oluşturup sonra kur'an'dan bunun delilini buldukları, yani kur'an-ı Kerim'i "ideolojik okumalara" tabi tuttukları gibi "acı" bir gerçeğe işaret eden bu durum farklı anlayışları ve mezheplerin oluşmasına, en azından bu anlayışlarının kendisine meşruiyet sağlamasına imkan vermiştir. nitekim Hz Ali'nin sıffin savaşından sonra ordusundan ayrılan hâricilere nasihat etmesi için gönderdiği Abdullah Bin abbas'a söylediği "onlarla konuşurken kur'an'dan ayetleri delil getirme, zira Kur'an 'zu vücûh'tur sözü de Kur'an'ı kerimin bu özelliğine işaret etmekte, her hangi bir şey inanan bir kimsenin şu veya bu şekilde görüşünü kuranı kerim'e dayandırılabileceğini göstermektedir.