Özete geçmeden önce bir kaç alıntı;
“Bazıları derler ki, Selçuklu imparatorluğunun genişliğini gören Mısır hükümdarları, korkuya kapılmışlar ve Frenklerden Suriye’ye yönelerek onlarla Müslümanlar arasında bir tampon kurmalarını istemişler. Gerçeği bir tek Allah bilir.”
“19 Ağustos 1099 cuma günü, arkadaşlarını Bağdat Ulu Camiine götürür. Öğlen olup da müminler dört bir yandan cuma namazı kılmaya gelirlerken, Ramazan olmasına rağmen saygısız bir şekilde yemek yemeye başlar. Birkaç saniye içinde etrafında öfkeli bir kalabalık oluşur, askerler onu tutuklamak üzere yaklaşırlar. Ama Ebu-Saad ayağa kalkar ve etrafındakilere sükûnetle, binlerce Müslümanın katledilmesi ve islamiyetin kutsal yerlerinin tahribi karşısında tamamen kayıtsız kalırlarken, birinin orucunu bozması karşısında nasıl bu kadar alt üst olmuş gözükebildiklerini sorar. Böylece kalabalığı sus pus ettikten sonra, Suriye’nin (Bilad-eş-Şam) uğradığı felâketleri ve özellikle de Kudüs’ün başına gelenleri anlatır. (İbn el-Esir, mülteciler ağladılar ve ağlattılar diyecektir.)”
“Sultanlar aralarında anlaşamıyorlardı ve Frenkler işte bu yüzden ülkeyi ele geçirebildiler.”
“Her zamankinden daha da küstah olan Frenk beyi, Halep Ulucamiinin minaresinin üzerine devasa bir haç konulmasını istemiştir. Rıdvan da bunu yerine getirmiştir.”
“Selahaddin’in bir kâtibi ve hayat hikâyesi yazarı olan Bahaeddin tarafından aktarılan bu olay, onu döneminin, aynı zamanda bütün dönemlerin hükümdarlarından farklı kılan şeyin ne olduğunu çarpıcı bir şekilde aydınlatmaktadır: en güçlülerden daha güçlü olduğunda bile, basit insanlarla beraberken mütevazi olmak.”
“Ve 2 Ekim 1187’de, Hicretin 583. yılının 27 Recebinde, tam da Müslümanların Peygamber’in Kudüs’ten göklere yükselmesini kutladıkları günde Selahaddin Kutsal Kent’e