şüheda

10/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
93 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 21:08
اَلْحَمْدُ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى اٰلِهِ وَاَصْحَابِهِ اَجْمَعِينَ salavatın en güzeli ve en faziletlisi âlemlerin incisi, iki cihanın güneşi, öncekilerin ve sonrakilerin efendisi, gözlerin nuru, kalplerin devası habibullah, nebiyullah, rahmeten lil alemin Muhammed Mustafa -sallallâhu aleyhi vesellem- üzerine olsun. bu aciz kalemden kurulup yazılacak hiçbir söz O’nun zat-ı pâkini hakkıyla medhe, tavsife ve tahlile güç yetiremez. her sözüm eksik her cümlem yarım kalacaktır. gönüllerimiz ve boyunlarımız O’nun huzurunda eğildiği, seslerimizin kısıldığı gibi kalemimiz de bu noktada aciz ve boynu büküktür. elhamdulillah ki Allah, kullarından bazılarına ilham ettiği kitapları, şiirleri ve sözleri bizlere birer teselli olarak ikram etmiştir. bu nimetlerden biri zannımca ki -Allahualem- bu iki ciltlik kitaptır. okuma grubumuzla beraber yaklaşık sekiz aydır Resûlullah’ın nurlu ikliminde, saadetin en yüce olduğu o zamanı okuduk. kutlu davanın tüm merhalelerine sanki gözlerimizin önünde bir sinema perdesi kurulmuşçasına veyahut bin dört yüz sene evveline giderek bizatihi görür gibicisine tanık olduk. Resûlullah’a, ashaba, islâm’a muhabbetimiz ziyadeleştikçe onlarla beraber her hüzün hüznümüz her tebessüm tebessümümüz oldu. o kutlu zamandan gelen saadet ve nurun aksi, ahir zaman sebebiyle bunalmış ve harab olmuş göğüslerimizi mamur eyledi. her satırını susuzluğun ve yorgunluğun son haddindeyken hasretle arayıp da en sonunda kavuştuğumuz bir ab-ı hayatı içercesine içtik. O’nunla, hayatıyla, davasıyla meşgul olmak hayatımızın bereketi olarak tecelli etti. Osman Nuri hocamızın göğsünde kaynayıp satırlara taşan muhabbetin aksi zanneylediğimiz bu kitabı O’nu tanımak, O’nu tanımakla hayatını revnaklandırmak, bereketlendirmek,
Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) 2Osman Nuri Topbaş · Erkam Yayınları · 2019556 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
7/10
·238 syf.··
2022 20. kitabı
·
44 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2022 19:50
“Olaydım olaydım bir divan şairi olaydım Dikenini kırıp gülü bülbüle alaydım” Efendim malûmunuzdur ki; şah beyit, bir gazelin en en güzel beyitidir. Buna canınız dilerse taç beyit dersiniz, dilerseniz mısra-i berceste de dersiniz. N. Ziya Bakırcıoğlu Beyefendi de bu kitabında Sultan Veled ile başlatıp Yahya Kemâl ile nihayete erdirdiği divan şairlerinin bahçesinin en latif, en nazenin, en hoş kokulu çiçeklerini bir vazoda cem’etmiştir. Bununla da iktifa etmemiş, söz konusu beyitlerin günümüz Türkçesindeki karşılığını ve şerhlerini de ilave etmiştir. Dil yalın ve akıcıdır. Şerhlerde divan şiirindeki belli mazmunlar da açıklanmakta böylece şiirin anlaşılırlığı yükselmektedir. Bazen şiirden hareketle başka bir şairin şiirinden de alıntılar yapılarak anlam kuvvetlendirilmiştir. Niçin bilmem, okuduğum vakitler kendimi divan şairlerinin hünerlerini, aşklarını ispat ettiği (öyle ki Mecnun’un ve Ferhat’ın yalnız adı vardır, gerçek aşık onlardır) bir mecliste hayal ettim. Biri biter, bir diğeri başlar. Alkışlar, alkışlar… Bakırcıoğlu aynı zamanda uzunca bir süre edebiyat öğretmenliği de yapmıştır. Bu alanda dertlenmiş olmalı ki ön sözünde, bu şiire bigâne kalanlara, “divan şiirinin dili eskimiştir” diyerek sırt çevirenlere inceden inceye sitem ederek şiirin kapalılığının şiirin tabii bir neticesi olduğunu ve anlayış için incelmiş bir zevke sahip olmak gerektiğini, bu zevke sahip olmayanların Orhan Veli’yi bile anlamakta güçlük çekeceklerini beyân etmektedir. Şiir okumak farklı şiiri anlamak farklıdır. Şiir anlaşılmak için mi yazılır? değişir, kavgası edilen mevzû da bu değil zaten. Şahsî kanaatim divan şiirinin alışılmadık (!) kelimelerinin zihnimize bir öcü olarak kodlandığıdır. Bu öcüden öyle korkuyoruz ki, önümüzdeki eşikten adımımızı atıp divan şiirinin bahçesine
Şah BeyitlerN. Ziya Bakırcıoğlu · Ötüken Neşriyat · 202041 okunma
10/10
·112 syf.··
2022 8. kitabı
“Soluk alıp vermesi, kımıltılar..canlı varlığın görünen bütün devinimleri… her şey, her şey ona aczini, zavallılığını haykırıyordu. Ama ah, şimdi uyuması gerekiyor.” Ülfet.. Günümüz Türkçesiyle; alışma. Gönül perdelerimizi şöyle bir sıyırırsak binbir mucizeyle dayalı döşeli şu kâinata kaç gaflet perdesinin ardından bakıyoruz, göreceğiz. Şu yağan kara, bir köşede kulağını kaşıyan kediye, taşın kalbinden fışkıran ota, etimize, kemiğimize, kendimize… Biliyoruz, elbet çağın bir kıskacıdır hayret duygusunu yitirmek. Tefekkür kalesinden pusatlarımızı indirip göğsümüzü gere gere indiğimizden beridir başımızın etrafında uçuşan sineklerin alay malzemesi olduk.(Ömer.F. Dönmez’e kalb-î selâm). Biz bu kaleyi terkedeli çok kuyuya da baş aşağı yuvarlanır olduk. Her kuyudan öte dünya kuyusuna. Hepimizin bir parçasıyla, kiminin gözüyle, kiminin diliyle, kiminin gönlüyle, kiminin aklıyla yuvarlandığı dünya kuyusuna. Rasim Özdenören bu kitabında hülâsa-i kelâm, düştüğü kuyulardan çıkma ümidiyle geldiği küçük bir kentte gömleğinin önden yırtılmasıyla daha büyük bir kuyuya yuvarlanan Yusuf’un hikâyesini konu almakta. İsimlerden aşikar, merkezde Hz. Yusuf (as)’ın kıssası ilham alınmakta. Davetçiyse Züleyha değil Zeliha. Kuyuya itecek abiler yok. Kuyuya itenler şehvet, şefkat, acıma. Nefs. Kuyudan kurtaracak kervansa günahına bin nedâmetle ağlayanların yanı başında olduğu gibi Yusuf’u da bir cami avlusunda buluyor. Rahmet esintisi gibi gelen bir adamın sözleriyle irkiliyor ve dahi diriliyor: “Sen başıboşlardan mısın? Köpekler de, dedi adam, başıboş gezerler, insanların köpeklerden farkı… bir yere bağlı olmaları. Bağlandıktan sonra da köpek gibi bağlı olmaları…sadakatle. (s.48)” “ve ne tuhaf çağrışımlar söyle kardeş başıboşlardan mısın sen de evet köpekler gibi başıboşlardanım ben de ama
KuyuRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 20221,114 okunma
Puan vermedi·124 syf.··
2020 16. kitabı
Mustafa Kutlu’nun uzunca bir aradan sonra okuduğum ikinci kitabıdır. Adına takılıp kaldığım, belki de ahir zaman insanı olarak neye tahammül edeceğimi neyden sefer edeceğimi tam olarak bilemeyişimin, bu çiğliğimin getirmiş olduğu bir suçlulukla içerisinde kendime bir yol bulabilme ümidiyle satırlarını su içer gibi okuduğum kitaptır. Murat, Asım, Yunus, Kerim’le ve daha çokça dava adamıyla başlayan bir olay örgüsü... Ortada bir dava; hayatı Hakk’a uydurma davası, hakkı tutup kaldırma davası, sönmeyecek ve dönmeyecek erler olma davası... Tutkulu hedefler, yüreklerde davanın sönmez ateşi, parıldayan, ışık saçan gözler... Asırlık taş medresenin avlusunda, ihtiyar çınar ağacının altında Hakk’a uydurulmuş hayatlar, toplanıp etrafında davanın konuşulduğu şadırvan, birbirini izleyen seminerler, konferanslar, beyannameler, dergi çıkışları... Fakat daha sonra dünyanın aldatıcı yüzüne kapılan ve ortada bırakılan mahzun dava. Asım’ın aşka, güzelliğe, servete kurban ettiği dava. Yunus’un makama, mevkiye değiştiği dava. Diğerlerinin gözlerinde ve yüreklerinde sönen ateş, zamanla medreseden çekilen eller ve ayaklar... Böyle mahzun bırakılıyor dava, haricden beklenen darbeleri kendi içerisinden, kendi can damarlarından alıyor. Bir takım pahalı kumaşa, bir güzel yüze değişiliyor, sırtlara kambur olmaya başlıyor. Bir dava kalıyor geride, bir de Murat. Murat, davanın sönmez ve dönmez bekçisi, en zora bile tahammül edişi. Gün gelip de dünyadan sefer edişiyle kıymeti anlaşılan dava adamı Murat. Yıllar geçiyor, dava bir can damarı daha buluyor kendisine. Su olup yeşillendiriyor fidanı Asım’ın oğlu İlhan’ı... Babaannesinden kalan birkaç hatıra ve babasının yüzüne bakmadığı kitap ve dergilerden bir yol buluyor kendisine İlhan. Dayanamayınca karanlığa, sefer ediyor babasının bir zamanlar
Ya Tahammül Ya SeferMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201315,7bin okunma