Muhammed Mustafa'dan gelmiş dos-doğru bir haberdir...
Övüşlerin en olgunu, en yücesi ona. Şöyle buyuruyor yâni: Ey peygamberlik mîrasına konanlar, şu muştulukla dop dolu buyruğu taç-taht sahiplerine ulaştırın; bu lûtuf adını sanını padişahların yedinci kat gökte bulunan sayvanlarına kazıyın; bu incîyi padişahların kapısına götürün; şu lâtif sözü adalet sahiplerine okuyun; bu şaşılacak sırrı onlara duyurun; bu eşsiz nükteyi onlara anlatın. Deyin ki: A taca-tahta, a devlet, baht memleketlerine sahip olanlar, esirgeme ağacını gönüllerinize dikin; adalet suyuyla sulayın, yeşertin o ağacı; zulüm sarmaşığını uzaklaştırın ondan... Böyle yapın da saltanatınız doğru-düzen yürüsün. Çünkü adâlet, pek yüce birşeydir, pek değerli bir incidir. Adâlet nedir? Saltanatın gözcüsü; memleketin düzgünlüğü, devletin koruyucusu, ülkenin bekçisi, baht gelininin bezeyicisi, tahtın süsü-püsü, kutluluk kimyâsı, ululuk sermâyesi, devletin güzelliği, eminliğin fetih buyruğu. İşte buracıkta, yanıbaşında adâlet denen zât...
Ulular ulusu onun hakkında şöyle buyuruyor: Bir an adaletle eş-dost olursan bu, ibâdet meydanında bir yol ayakta durmadan daha iyidir. Bir an adaletle solukdaş olursan bir yıl ibâdete el atmandan hayırlıdır. Çünkü ibâdet kuşunu herkes tutar amma adâlet doğanını padişahlardan başkaları tutamaz. İbadet ceylânını her zahit tutar amma adâlet arslanını buyruk ıssı olanlardan başkaları avlayamaz. Adalet arslanı, öyle her padişaha, her buyruk Issına da râmolmaz. Adalet arslanını bilgiden başka bir lokmayla avlamaya, yumuşaklık kemendinden başka bir kementle bağlamaya, ihsan tuzağından başka bir tuzakla elde etmeye imkân yoktur.
Hamdolsun Ulu Allah'a ki dünya mülkünün memleketlerine hüküm süren padişahlar, adâleti istemedeler.
Adâlet de Âdemoğulları padişahı, âlemin tek buyruk sahibi,