hiç yok

hiç yok
- Sadece gülümsüyorsun ve bütün o gürültü yok oluyor. - Ben ölmeden ölmek istediğim için buradayım. - Mi ekinde kaldı hayaller-hayatlar. - Kaybettik albayım. Kaybetmeye de alıştırdılar bizi.
Kelimeleri alıp bir uçurtmanın kuyruğuna rastgele dizmeliyim. Ama muhakkak bir yerinde "ben yalnızlığımın içinde yok olmalıyım" yazmalı.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Lades!
Son çiçek dalından koparılıncaya kadar bekleyebilirdim seni. Son ayazın son esintisinde endişeli yüzüne bakıp, 'işte bitti' diyebilirdim. Bir yandan yere düşen kelimeleri toplarken diğer yandan adımlarını takip edebilirdim. Ömrümün son sabahına güneşten önce uyanıp, hatta kuşlardan önce uyanıp sana son bir mektup yazabilirdim. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında bir yürüyüşe çıkar ve saatlerce ağlayabilirdim. Ancak farkettim ki kendimi dünyanın en yüksek uçurumundan sırt üstü boşluğa bırakmış, uzaklaşan bulutların üzerinde gülüşünü seyreylerken en dibi boylamak üzereyim. Üzgünüm sevgilim, daha fazla alçalamam. Öyle bir düşüncesizlik yapıyorum ki bu aralar, gökyüzünde süzülüvereceğim adeta. Şimdi istediğin kadar haykırabilirsin, artık aklımda değilsin.
Ben ve Duygularım
Hayatın Özeti - Sistemin Getirdikleri
"Köleler özgür olmak istemez, köleler köle sahibi olmak isterler." -interreflections
Paramparça
. Ben bir şiirdim, Göz atıp geçmediğin, Sayfasına denk gelip dalmadığın, Mürekkebine dokunup ağlamadığın, Kalbine basıp gülümsemediğin, Hayat kitabındaki, kimsesiz şiirdim; Okumadığın o şanslı harfler Rüzgarın kalbinde bir bıçak şimdi. .
Hırsızlar kasabası
Bir kasabada her gün hava kararınca insanlar maymuncuk ve fenerlerini yanlarına alır, komşularının evlerini soymaya giderlermiş. Tabii gün doğarken geri döndüklerinde de kendi evlerini soyulmuş bulurlarmış. Ama ülkede kimse kaybetmezmiş, çünkü herkes birbirinden çalarmış. Adamın biri ise hırsızlığa çıkmaz, geceleri evinde oturur çalışırmış... Böyle bir durumda tabii onun evi soyulmazmış... Gel zaman git zaman, ahali adama homurdanmaya başlamış: “Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama kötü örnek olmaya hakkın yok” diye kızıyorlarmış. Adam bakmış olmayacak, sonunda kasabayı terk etmiş, bir başka mekana taşınmış. Kasabada ise hırsızlık var gücüyle devam etmiş. Becerikli olanlar hırsızlıkta ustalaşmış, zenginleşmişler. Zenginleşenler kendileri için maaşlı hırsızlar çalıştırmaya başlamışlar. Bir yandan da kendilerini ve mallarını korumak için bekçiler tutmuşlar, hapishaneler kurmuşlar. Kendi mallarının çalınmasını yasa dışı ilan etmişler. Ancak yoksulları soymak hâlâ serbestmiş. Bunun da kanuni yolları bulunmuş, yoksullar soyulmaya alıştırılmış. Sonunda hayat dengesiz bir dengeye gelmiş. Herkes düzene razı olmuş. Ancak herkesi memnun edecek bir yönetici bulmakta zorlanıyorlarmış. Düşünmüş taşınmış, oraları ilk terk eden dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Bir heyet oluşturmuş, yaşadığı yeri uzun uzun aramışlar. Gün yetmemiş. Gece de mumları yakıp aramaya devam etmişler. Nihayet evin yerini öğrenmişler. Ne var ki, adam gelenlerin kim olduğunu, neden geldiklerini öğrenmiş, onlar kapıyı çalmadan önce evi terk etmiş. Çıkarken de kapıya şu notu bırakmış: “Bir yerde dürüst adam mumla aranır olmuşsa, her şey için çok geç demektir...”
İlişkiler