Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,
Serpilen aydınlıkta dalların arasından
Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman 
Sessizlik dökülüyor bir yerde yaprak yaprak.
(Tanpınar)
“Bugün kolayca söylenip geçilen: Göçmen, mülteci, sürgün sözleri… Bunlar hafife alınacak kelimeler değil. Sanki sen sadece bir pasaportun varsa, bir etkinlik gruba, bir millete aitsen, kurumsal bir devlet aygıtına aitsen bir bireymişsin gibi. Bu şekilde düşünmemeyi öğrenmeliyiz.
“Öyleyse göçmen demeyi bırakmalı mıyız?”diye sordu Lee.
Helene güldü. “Belki de. Araştırmaya devam edebilirsin. Dil masum değildir, o da politiktir.”
Ağustos böceklerinin en eski ve değişmemiş böcek türlerinden biri olduğunu, 16 yıl yeraltında bekledikten sonra yumurtadan çıktıklarında yeryüzünde yalnızca alt hafta yaşadıklarını, çıkardıkları seslerin bir kişiyi sağır edebileceğini ve üremek amaçlı olarak bir partneri yanlarına çağırmak için bu sesi çıkardıkların düşünüldüğününü anlattı. “Çok az zamanları var.”

Başka bir dilde düşünmeye ve kendinizle o dilde konuşmaya başladığınızda, her şeyi ilk kez görüyormuş gibi bakardınız etrafınıza, artık sınırlar ortadan kalkardı, o zaman kelimeler insanı çiğnediği lokmalar, ağzında döndürdüğü şekerlemeler gibi bütün olarak görünürdü; etrafınızdakilere bir yabancı, belki bir çocuk gibi bakmanızı sağlayan, müziğe ve enstrümanlara dönüşen bir cümleler çağlayanı.