“Bir canavarmışım.”
“Bir canavar, bir bakire, bir buz perisi. Beni öpüyor, kulağıma masallar fısıldıyordun. Ben uyurken bana şarkı söylüyor, beni tutuyordun. Gülüşün beni uyandırıyordu.”
“Gülüşümden hep nefret ederdin.”
“Gülüşünü severdim, Nina. Ve vahşi savaşçı yüreğini. Seni de sevebilirdim.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Pek çok çocuk sana çiçek verecek. Fakat bir gün, en sevdiğin çiçeği, en sevdiğin şarkıyı, en sevdiğin tatlıyı öğrenen bir çocukla tanışacaksın. Ve sana onların hiçbirini veremeyecek kadar fakir biri bile olsa bunun önemi olmayacak; çünkü, o seni başka kimsenin tanımadığı gibi tanımak için emek vermiş olacak. Sadece o çocuk senin kalbini kazanacak."
Hain, cadı, lanetli yaratık. Tüm bu kelimeler aklına hücum etti ama başka sözcükler de geldi: güzel, çekici. Röedfetla, demişti Matthias ona; küçük, kırmızı kuş. Grisha Sınıfı’ın renginden esinlenmişti. Sevdiği renkten.
Matthias yine rüya görüyordu. Rüyasında onu görüyordu.
Bütün rüyalarında onu avlıyordu. Bazen baharla yeşeren çayırlarda ama çoğunlukla buz tarlalarında; kusursuz adımlarla iri kayalardan ve derin yarıklardan kaçınarak. Hep kovalıyor ve hep de yakalıyordu. İyi rüyalarında onu yere çarpıp boğazlıyor, yüreğinde intikamla, gözlerinden hayatın çekilişini izliyordu; nihayet, nihayet. Kötü rüyalarında onu öpüyordu.