Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak,erişmek,sahip olmak arzusunu vermemişti.Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış,hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış,bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı.Şimdi ilk defa bir şey istiyor,hem de korkunç bir şiddetle istiyordu.Fakat niçin bu istek bir imkansızlıkla beraber gelmişti?Niçin hayatının bu en büyük arzusunu,şimdiye kadar belki yine içinde,fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu,hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz,öldürmeye mecbur kalıyordu?..Niçin?Kimin için?..
Yalnız,gökyüzündeki yıldızlardan çayın dibindeki çakıllara,doğu tarafından kopup gelen bulutlardan batı tarafındaki denize kadar uzanan ve yayılan bu kocaman gecenin içinde,yapayalnızdı.Düşüncelerini hangi istikamete koşturursa koştursun,karşısına kimse çıkmıyordu.Şu anda bu koskoca dünya üzerinde kendisini düşünen bir tek kişi bile mevcut olmadığına o kadar emniyeti vardı ki,acı bir kabadayılıkla kendisi de hiç kimseyi düşünülmeye layık bulmuyor; fakat bundan,sebebini anlayamadığı bir üzüntü duyuyordu.Acaba onu sahiden hiç düşünen yok muydu ve o hiç kimseyi düşünmemekte,kendini yalnız bulmakta bu kadar haklı mıydı?Bu ihtimal onun gerilmiş olan sinirlerini biraz gevşetti.