İlk kitaptan sonra 2.ye o kadar sabırsız başlayıp sabırsız bitirdim ki kitap bittiğinde resmen savaşan benmişim gibi nefes nefeseydim. Bu kadar detaylı savaş sahnesini bu kadar açık, anlaşılır, akıcı ve düzgün yazmak gerçekten saf yetenektir. Savaş sahneleri gözümde resmen aktı gitti; bazı yerlerde okuyor gibi değil de resmen izliyordum kitabı. İnanılmaz. Ama tabi seriye bu kadar tutunma sebebim Rin... Ne olursa olsun pes etmiyor, kendini ezdirmiyor ve gereken herkesi ezmekten de geri durmuyor. Her şart ve koşulda dimdik duran harikulade bir kadın karakter kattı yazar dünyama. Bazı hallerinde kendimi gördüm, bazı hallerinde o olmak istedim (hala istiyorum). Güç elinde, bunu biliyor ve kullanmaktan çekinmiyor... Her kadının içindeki Rin'i keşfetmesi dileğiyle şeklinde bitiriyorum ve koşarak Yanan Tanrı'ya başlamaya gidiyorum. Okuyun!!!
2. Kitabın merakıyla yazıyorum bu incelemeyi. Bu kadar övüldüğü için başta biraz gözüm korkmuştu açıkçası. Okudukça merak uyandıran kurgu, çok kolay bağ kurabildiğiniz karakterler ve çok akışkan bir yazım dili var. Fantastik kurgular başta hep korkutur, içine girme süresi ne kadar uzun olursa okurken aldığınız zevk de o kadar azalır çünkü; ama bu kitapta yazarın bunu cidden başardığını gördüm. Daha 50. sayfaya gelmeden bir şeylerin içindeydim, okumadığım zamanlarda da acaba ne olacam diye düşünürken yakaladım kendimi hatta. Sadece şu var, belli başlı fantastik dünyanın olmazsa olmazı kurgu desenlerini bunda da önden görebiliyorsunuz ama şanındandır diyip okuduk tabii ki...