Odaya girdiklerinde Ali Bey hemen son nefesinde katilin ciğerini koparmaya saldıran yaralı bir asker gibi çok sinirli, gayet dehşetli, sonsuz derecede acımasız bir atılışla Dilaşub'u zamanında layıkıyla koklamaya doyamadığı nazik saçlarından yakaladı, ölüm halinde çıkan hırıltılar kadar korkunç bir sesle: "Benlerini kime gösterdin fahişe, davetnameyi kime yazdın melun!" diyerek biçare kızın başını yandaki duvara öyle bir çarptı ki, bu darbeyle kızın ağzından burnundan siyah kanlar fışkırarak ölü gibi boylu boyunca yere yığılması bir oldu. Annesi, ömründe görmediği böyle korkunç bir olaya şahit olunca aklını kaybetmişçesine bir telaşla "Ali ne yapıyorsun?" diye şaşkın şaşkın feryat ederek aralarına girmek istedi ama Ali Bey edebe sığmayan bir hareketle elinin tersiyle annesini bir tarafa kaktı, avını pençesine geçirmiş gözünü kan bürümüş bir canavar gibi dişleriyle tırnaklarıyla kızın ötesini berisini yırtmaya, koparmaya başladı. Zavallı kız, başındaki darbenin tesiriyle uğradığı baygınlıktan ara sıra vücudundaki sızıların şiddetiyle gözünü açabildiğinde, üzerinde yattığı kanlar içindeki zeminde sürünerek hasretle beyinin ayaklarına yüz sürmeye çalışıyor, vicdanın bütün teslimiyeti, yüzünde beliren hüzünlü gülümsemelerden anlaşılıyordu. Bu facia yarım saatten fazla sürdükten sonra, kız tabi ki bedeninin zayıflığına yenilerek tamamen bayıldı.