Emek, insan ve doğa arasında gidip gelen bir mekiktir adeta. Ya da emek, insanın doğa ile olan alışverişini ayarlamaya yarayan bir mekanizmadır. Yani emek, insanın kendisinin ve yaşamının dışavurumudur. Emeğin sonucunda insanın doğayla olan ilişkisi biçim değiştirmektedir. Böylece insanlar, emekleri aracılığıyla kendilerini de değiştirmiş olurlar.
Montesquieu' nün ortaya attığı "Kurumlar, insanları biçimlendirir ve belirler" önermesi, çok eskiden beri geçerlidir. Marx'ta yeni olan, onun bu kurumları, üretim tarzları ve üretim güçleri açısından ayrıntılı bir incelemeye tabi tutmasıdır. Vardığı sonuç çarpıcıdır: Marx'a göre kapitalist bir ekonomi, ana güdüleme (motivasyon) aracı olarak parayı yaratmış ve nesnelere olan arzuyu körüklemiştir.
Tarihsel maddeciliğe göre, insanların nesneleri üretme tarzları, onların düşünce ve arzularını belirlemede birinci dereceden etkendir. Bu durumda ekonomi, ruhsal güdülere
değil, üretim tarzlarına ve sosyo-ekonomik etkenlere dayanmaktadır. Belki buradaki tek psikolojik öğe, insanların gıdaya, yuvaya ve benzeri şeylere ihtiyaç duymaları ve bunun için de bir şeyler üretmek zorunda olmalarıdır. Bundan dolayı, çok sayıda nesnel etkene bağlı olarak meydana çıkan bu "üretim tarzının (yönteminin)" önemi büyüktür ve diğer bütün insani faktörlerin (ilgi ve düşüncelerin) belirleyicisi durumundadır.
“Benim beyin ile ilgili temel kabulüm, bizim kimi zaman zihin dediğimiz şeyin, onun
anatomisinin ve fizyolojisinin sonuçlarından başka bir şey olmadığıdır.” Carl Sagan
Ey lanetli yaratıcım! Senin bile tiksintiyle sırtını çevireceğin bir yaratığı niye yaptın? Acıması bol tanrı insanı kendi suretinde, güzel ve çekici yaratmıştı ama benim biçimim seninkinin çok daha rezil bir hali; hatta aradaki benzerlik yüzünden daha da korkunç! Hiç değilse şeytanın onu yüreklendirecek, takdir edecek başka iblisleri vardı. Halbuki ben, bir başınayım ve aşağılanıyorum.