"yediğin ekmeğin olsun da... bir de huzur. yattığında uyu. daha ne ister insan," dedi. "öyle," dedim. ama öyle mi, değil mi bildiğimden değil. savaş görmüş, yazık, hak vereyim istedim. yoksa neler istiyordu içim neler.
"Aşk Canavarı"nın alevinin aramızdan seçip götürdüğü kurbanı ağırbaşlılıkla uğurlayıp, bu ateşin bize değmemiş olmasına neredeyse içten içe seviniyoruz. Seçilmemiş olduğumuza, aşk seçkinlerinden olmadığımıza seviniyoruz.
Ama belki de üzülmeliyiz.
Asalet sahibi, ölçülü, bin yılda biçimlenmiş kültürel iklimin insanlarıydılar. Onları evlerinde hayal edebiliyordum: Akşam eve girdiklerinde kapıda karşılanıyorlar, varlıkları evde hissedilir bir merkez oluşturuyor, şefkatli ama buyurgan babalara dönüşüyorlardı. Ağırbaşlı mü'minler, mütevekkil tacirler, ahlaklı komşulardı onlar.