H

H
@hilalsu
İstanbul
7 okur puanı
Haziran 2018 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
‪“Gitmek mi...‬ ‪Elbette en güzeli, en yakışanı bu idi. Ama nereye, ne ile, nasıl gitmeli, ne götürmeli, hangi gönlü, hangi bedeni götürmeli idi?..”‬
Sayfa 70·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Sonu en baştan belli ‘mutsuz’ bir romanı bitirirken bile şimdi benim içimdeki bu ani parıltının başka türlü nasıl izahı olabilir ki? Sadece bir anda ama ebediyet kadar derindi. Mücellâ kendisini öyle sınırlı bir zaman içinde buldu ki sanki dilemesi gereken şeyi kayan bir yıldızın aceleyleciliği ile bulup çıkarabilirse, adını koyabilir, zihninden geçebilirse, o an gerçekleşecekti. Ama ne? Ne isteyebilirdim bundan sonra? Mücella yaşamdan alacağı kalmamışlarla mahsus bir duyguyla çevirdi başını. Kimseye vereceği de yoktu. Durmadı üstünde artık. Razı geldi payına düşene. Demek hayat böyle bir şeydi. Buydu demek, bu kadardı onun nasibi. İçinde eksikliği ya sa fazlasıyla yara olan her hatıra çiçek açtı, pırıltı saçtı. Bir şelâlenin suyuna kapılmış gül yaprağı gibi Mücellâ, al baştan kendini aynı yerde yakaldı.
“Her aşk insanın kendini eşsiz hissetmesiyle başlarmış. Bense senin eşsiz olduğunu hissettim. O yüzden benim ruhuma düşen her şey senin ruhuna düştü biz ikimiz bir ırmak köprüsünün korkuluklarına yaslanmış suya bakarken ve şairliğim tuttu. Sanki bir çoktum bir oldum. Eğriydim doğruldum. Yitiktim bulundum. Yitik malımı bulur gibi buldum seni. Bir daha kaybolmam sandım. Anlamsızdım anlam kazandım. Bir kadının aşkında er kılındım. Ve senden önce yaşadıklarımın sonuncusu olan bu yaşantısıyla kalbimin zayıflığını aşarak kendime geldim. Özel olan bir şey. Sadece ikimizin arasında. Sadece ikimizin arasında olduğu istekle, mutlulukla, taleple kabul edilen bir şey...”
1000Kitap
“Yattığım bu odaya, ilaç kokusuna alıştım artık. Dışarıda bir hayat varmış. Ben de tam ortasındaymışım az zaman evvel o hayatın. Unuttum çoktan. Sobanın üzerinde sürekli kaynayan suyun buharı her şeyi içine çekiyor, incelip hafifletiyor. Hiç kimsenin sesi buharın sesinden daha yüksek çıkmıyor. Sonra uzaklaşıyor herkes. Yalnız bırakıyorlar beni. Uyumam, dinlenmem için. Bense uyanık olduğum zamanlarda ve takatim varsa sana bu satırları yazıyorum. Zarfım yok. Mektup kağıdım da. Bir defterin boş sayfalarına yazıyorum. Bir defter yaprak yaprak nasıl eksilir? Bir çırpıda yazılmıyor böylesi bir mektup. Günden güne, saatten saate yazım değişiyor. Kimi düzgün, kimi eğri büğrü, çizgiden çıkmış. Yazım saatime uymuyor. Bu günlerden birinin hayatımın son günü olabileceğini bilmem bile ona özel bir kıymet affetmem için yetiyor.”
1000Kitap
“Bütün o hikayeler, ilgiyle dinlense de Mücellâ’nın kalbine şöyle bir dokunup geçti. Yani iyiydi, hoştu Başkasının Aşkı, Kalbinin Limanı. Hoştu ya, o gemiler bu limana uğramıyordu.”
1000Kitap