Toplum standartlarından çıkıp kendi olma yoluna düşen güzeller güzeli bir kadın. Bu değişim sürecinde insanlığa dair bütün duyguları besliyorsunuz ona. Sevgi, tutku, nefret, tiksinti, acıma, saygı, gurur, yok sayma... Yeri geliyor toplum içindeki sıradanlığında kendinizi buluyorsunuz, yeri geliyor ondan tiksinirken bir anda empati yapıyorsunuz. Döneminin içinde bu kadar sivri nasıl olabilmiş derken, ben bu çağda ne kadar cesurum diye kendinize bakıyorsunuz. Kendi sınırlarınıza meraklı bir keşfe çıkartıyor sizi. Ben, kendimden ne kadar ileri gidebilirim bilmiyorum. Hangi konu bana başkaldırtır bilmiyorum. "İnsanın kendine yaptığını, yedi düvel bir olsa yapamaz" denir ya öyle de bi son yani.
Bir yanda böyle çıkıntılıklar varken bir yanda da yine kendi olarak var olmuş bir erkek karakter var. O da aslında en az Anna kadar sivri ama erkek olduğu için midir nedir, kendisi ile bu kadar uğraşmadık duygular denizinde. Bu kadın-erkek ayırımları hep vardı. Hep de var olacak kadın,erkek var olduğu sürece.
Tolstoy işte hümanist mi hümanist bir yazar. Bize yine insan olmayı, insanı keşfetmeyi ve her haline saygı duymayı hatırlatıyor. Asla kabul etmeyeceğimiz bir duruma saygı duymayı yaşatıyor. Din, ahlak, kültür, toplum çatışmalarında ara bulucu olmaya meylettiriyor. Canım Tolstoy, senin insanlığını seveyim.
Anlaşılan bu sene benim için Stefan Zweig yılı olacak. İncecik kitaplarının akıcı dili, betimleme ustalığı, anlam derinliği falan filan derken biri bitince diğerini açıveriyorum. Kendisiyle da her kitabında daha çok tanış oluyorum tabi.
Okuyacağım kitaba başlamadan önce incelemelerini okurum. Önsöz okumak gibi geliyor. Yazarı, çevirmeni, kitabı daha iyi anlıyor tanıyorum. Şimdiye kadar Zweig'in Freudyen olduğunu okumuştum kendim ama kitaplarında tam çıkaramamıştım. Ama bu kitapta "ahaaaaa işte buuuu" dedim. Hatta öyle bir dedim ki neredeyse Freud aslında Zweigçiymiş kadar keskindi. O da şöyle oldu; kadın karakterimiz Esther kızımızın çocukluktan kadınlığa duygusal sıçramasının kaynağını bir bebeğe karşı yaşadığı duygulara bağlıyor....
Şimdi ben içinden geldiğince bu incelemeye devam etsem kitaptan daha kalın olur. Ya işte biraz sanat gözü, biraz din, biraz merhamet, biraz şefkat, biraz şehvet,biraz haz, biraz korku, biraz kahramanlık.... Diye diye her şeyden biraz olan ama derinliği dipsiz bir kuyu olan bir kitap. Tekrar okurumlar listemde .