Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir.. gider gelirdi..
Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek, uzar giderdi.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.
Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir.. gider gelirdi...
Çok kapsamlı ve farklı alanlarda mesaj veren bir yapıt...
Kazangap'ın ata mezarlığı Ana-Beyit'e gömülmesi olayını ve gelmiş geçmiş yaşantıları anlatıyor. Ana-Beyit'e Sarı-Özek'te Nayman Ananın gömüldüğü yer yani Ana'nın yattığı yer diyorlar. Nayman Ananın Mankurt olan oğlu Colaman'ın acıklı hikayesine de yer vermiş, içler acısı okurken gözyaşlarına boğuldum. Mankurt'a da değinelim.
Mankurt, Juan-Juanlar'ın işkencesi. İnsanların hafızasını yitirmesine deli olmasına yol açan bir işkence usulleri varmış. Önce esirin başını kazır, saçları tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bunu yaparken usta bir kasap oracıkta bir deveyi yatırıp keser, derisini yüzermiş. Derinin en kalın yeri boyun kısmı imiş ve oradan başlarmış yüzmeye. Sonra bu deriyi parçalara ayırır, taze taze, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Böylece sarılan deri, bugün yüzücülerin kullandığı kauçuk başlığa benzermiş. Buna 'Deri geçirme işkencesi' derlermiş. Böyle işkenceye maruz kalan tutsak ya acılar içinde kıvranarak ölür ya da hafızasını tamamen yitiren, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan bir Mankurt, yani geçmişini bilmeyen bir köle olurmuş.
...
Bundan sonra deriye geçirilen tutsağın boynuna, başını yere sürtmesin diye, bir kütük ya da tahta kalıp bağlar, yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye uzak, ıssız bir yere götürürler, elleri ayakları bağlı, aç, susuz, yakan güneşin altında öylece birkaç gün