bir ölü kadar uzaklaştım hayattan. kendimde nefret edecek yeni bir şey bulamıyordum uzun zamandır. ama işte karşıma çıkmıştı. ve ben nefret edilecek olanı kolayca tanırım. bedenime hakim olamamıştım. günlerce aç kalabilirdim. ama uykusuzluk insan olduğumu, zavallı olduğumu hatırlatmıştı bana. ve midem bulandı. içimde büyük patlamalar oldu. tam olarak neye kızdığımı bilmiyordum. ama çok sinirlenmiştim. her şeyi yakmak istedim.
uyuyamamamın nedeni uykuyu anlamamamdı. kendinden geçmeyi tanımlayamıyordum. sonra tekrar kendine gelmeyi. belki de korkmuştum hep uyumaktan. uyuyan insanların üzerine abanan acizlik de iğrendirmişti beni. onlar gibi görünmek, onlar kadar zayıf ve yalın olmaktan da korkmuştum. uyuyan bir katil ile uyuyan bir azizin farkı olmadığından... evet, rüya görmüştüm. kabuslar. görüntüler. sesler. ama ayıkken umutsuz olan birinin uykusunda rahatlamasını beklemesi de gülünçtü.
bizi takip eden yoktu. ama biz hep sırtımızı duvara veriyorduk, oturduğumuz yerden kapıyı görmeye gayret ediyorduk. bizi büyürken kimse mutsuz etmemişti ama yine de herkesten nefret ediyorduk. nefsi müdafaa bile değildi yaptıklarımız, düşüncelerimiz.
gerçek şu ki, dünyaya binlerce yıldır hakim olan insanlık, din kitapları esas alındığında, sakat bir ırktır. hastalıklıdır. kardeşlerin birbirleriyle çiftleşmesinden üremiştir.