"Burada çelişkili bir hava esiyordu; bir umut ve umutsuzluk, sabırsızlık ve aldırmazlık, bitkinlik ve heyecan karışımı. Tüm bu insanlar aynı kayıp düşe aitti."
İnsanın mutluluğu, toplumsal duyguya ne kadar sahip olduğuyla doğrudan bağlantılıdır. Sadece kendisini düşünen bir insan, er ya da geç yalnızlığın ve anlamsızlığın karanlığına gömülür.
Doğa açısından bakıldığında insan yetersiz bir yaratıktır. Ama yaradılışında var olup, bir kısıtlanmışlık ve güvensizlik duygusu şeklinde bilincine varılan söz konusu yetersizlik, insan için sürekli bir uyarı kaynağıdır. Onu yaşama uyum sağlayabilmek, gerekli önlemleri almak, doğada insan olarak elinde bulundurduğu konumun dezavantajlarını gidermek için bir yol aramaya iter. Bu arayışta da uyum ve güvenliği sağlama yeteneğini, yine ruhsal organın kendisi elinde bulundurur.