Peki buradan giden bütün o insanlara, onca kalabalığa ne olmuştu? Dümdüz bir dünyanın kenarına kadar yürüyüp aşağıya, boşluğa atlamış olsalar bu kadar olurdu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Buradaki normalliği, doğallığı, hep birlikte oturup gevezelik etmenin, yiyeceği paylaşmanın, çocuksu bir yüze bakıp, "Pekala, dün gece bana bir bıçak saplamaya niyetlenen sen miydin bakalım?" diye düşünmenin sıradanlığını asla betimleyemem.
Mesele şuydu ki, azizlerin ve filozofların hedefi olan şey, onların doğuştan edindiği bir haktı: Ryan'ların Tarzı denilebilir buna. Her gün, her deneyim, başlı başına yeterliydi; her eylem sonuçlarından soyutlanmıştı. "Şunu çalarsan hapse gidersin." "İyi beslenmezsen vitamin eksikliği çekersin." "Bu parayı hemen harcarsan kirayı ödeyecek parayı bulamazsın." Eve girip çıkan resmi görevlilerin onlara sürekli anımsattığı bu gerçeklerin bir Ryan'ın kafasına girmesi mümkün değildi.
Yıkıma dair bunca kanıta karşın, şu an bile, duvarın gerisinde eski beklentilere, umuda, hatta özleme ilişkin bir şeyler hissetmeden dolaşamıyordum. Dört duvar, eski, tuğla duvarlar arasındaki bir bahçedeydim ve tepemde taptaze, iç açıcı bir gökyüzü uzanıyordu; bunun bizim değil, bir başka dünyanın göğü olduğunun farkındaydım.