Her gün giderek daha çok rasyonelleşen, buna karşın, gözle görülüp elle tutulur olmaktan çıkan kapital, merkezi bürokrasi aygıtları, kitle kültürü sanayi ve diğer toplumsal kurumlar karşısında, birey, kendini giderek biraz daha güçsüz ve çaresiz duyumsamaktadır. Bu ortamda birey, entelektüel beklentilerini doyuramayacağını, kültürel amaçlarına ulaşamayacağını her gün biraz daha yakından anlamaktadır. Bu durumda bireyin kendisini geliştirmek ve çoğaltmak olanakları hemen hemen tümüyle ortadan kalkmış gibidir. Bu koşullarda yaşam giderek anlamsızlaşmakta, insan hiçleştiğini, şeyleştiğini hissetmektedir... Bu denli hızla değişen toplumsal- bireysel koşullarda, norm sistemlerinde hızlı bir çözülme ve değişme ortaya çıkmakta, kültürel, moral, tinsel boşluk, yaşamı dayanılmaz boyutlarda olumsuzlaştırmaktadır... Bu toplumsal-psişik karmaşa, bireyin içinde yaşadığı topluma karşı duyması gereken güveni bir kez daha sarsmakta ve bu süreç, bireyin hızla yalıtlanmasına yol açmakta; toplum ve diğer insanlar ile sağlıklı bir iletişim kurma olanaklarını giderek yitiren birey, bu konumuyla da kalmayıp, sonunda kendi kendine de yabancılaşmaktadır.