Yani ilginç bir otoriter iktidar örneği sunar; kökleri bir yandan Osmanlı siyasi geleneğine uzanan bu iktidar, bazı yönlerden 20., hatta belki de 21. yüzyılın öteki siyasi rejimlerini hatırlatmaktan veya onların gelişini haber vermekten de geri kalmaz. Ama bir yandan da imparatorluğu modernleştirmeye, ekonomiyi kalkındırmaya, demiryolları inşa etmeye, okullar açmaya, orduyu yenilemeye uğraşır. Bu modernleştirme siyasetini büyük devletlerin vesayeti dışında yürütmeyi amaçlar.
Osmanlı hanedanının ilk on padişahı eşine az rastlanır kabiliyet ve zekadaki insanlardan oluşan görüntüsü ile bizi nasıl şaşırtıyorsa, arkalarından gelen sultanların sergilediği kifayetsizlik, yozlaşmışlık ve uygunsuzluk ondan daha fazla şaşkınlık vericidir.
Din ve imanın, örf ve adetin kolu kanadı altında, bir yandan öğrenen bir yandan işleyen fertlerden kurulmuş cemiyet abidesi, bir vakitler nasıl da vahdetli ve kıvamlı bir heybet arz ederdi. Büyük küçüğünü korur, küçük büyüğünü sayar; hoca talebeyi sever, talebe hocaya can verir; usra çırağa kanat açar, çırak ustaya el bağlardı.