“…Dışarıda rüzgar büsbütün şiddetlenmişti. Tokat gibi çarpıp beni kendime getirdi. İçeridekilere kabalık ettiğimi düşündüm. Kalbimde hızla tanıdık bir suçluluk duygusu filizlendi.”
“Üstad Fuzuli der ki: Beden diyarının en gözde yeri gönül şehridir” demişti yeni talebesine manidar bakarak, “bu şehrin üç dostu, üç de düşmanı vardır. Dostları ferah, muhabbet ve ümittir. Düşmanları ise garez, korku ve gamdır.
Bu dostların ve düşmanların her birinin etrafında yandaşları bulunur. Garezin yandaşları yalan,kin ve haset; korkunun yandaşları şaşkınlık, dehşet ve sıkıntı; gamın yandaşları ise dert, mahrumiyet ve hasrettir.
Gönül şehrinin dostlarına gelince ferahın yandaşı güzellik, muhabbetin yandaşı aşk,ümidin yandaşı ise akıldır. Gördüğünüz gibi düşmanların yandaşları dostların yandaşlarından daha fazladır. Bu durumda gönül şehrini beden diyarının en hassas yeri haline getirir. Onun rahatsızlanması bedenin de rahatsızlanması, sıhhatinin bozulması anlamına gelir ki ilm-i tababette bunun adına ‘maraz’ denir . 
Sahip olduğumuz her şey sırtımıza bir yüktür. Bir çamaşır makinesi satın aldığınızda onu banyodaki yerine koymaktansa omuzlarınıza yerleştirirsiniz. kaçmak istediğinizde sizi tutacak ilk şey o makinenin ağırlığı olur.